MAIN MENU          * Ethnicities in Turkiye  - INDEX *         HOME
 
 
Türkçe hakkında özel bölüm Special section on Turkish language
Bu bölümden  önemli  fikirler Featured ideas in this section
Türkiye bir "etnik mozaik" midir?
Türkler "çok karışık" bir unsur mudur?
Is Turkey a mozaic of ethnicities?
Are Turks a highly mixed ethnic aggregate?
Türklerden söz eden ilk belgeler First documents referring to Turks
M.S. 23-79 Anadolu'da Türk varlığı Turkish presence in Anatolia in AD 23-79
M.Ö. 2350 bölgede Türk varlığı Turkish presence in Anatolia in BC 2350
M.Ö. 4000 bölgede Türk varlığı: Turkish presence in Anatolia in BC 4000
M.Ö. 5000 bölgede muhtemel Türk varlığı ve Sümerler Turkish presence in Anatolia in BC 5000 and the Sumerians
Saka-İskitler Scythians (SAKA Turks)
Hunlar ve Selçuklular öncesi Anadolu'da Türk varlığı Turkish presence in Anatolia before Huns and Selchuks
Selçuklular Dönemi Selchuk presence
Selçuklular ve Osmanlılar'ın ilk dönemlerinde Beylikler Turkish city states in the early period of Selchuks and Ottomans
Özet Summary

........................................................................................

TURKISH HISTORY & LANGUAGE : ANOTHER PERSPECTIVE
(EXCERPTED FROM THE PROLOGUE OF  "AND THE WHOLE EARTH WAS OF ONE LANGUAGE"  BY DR. SELAHI DIKER)

Histories relating to Turkish-speaking peoples are too superficial, scanty, controversial, and often downright prejudiced...  Today, two systems of thought exist amongst the enlightened Turks of Anatolia.  First group claims an ‘Asian root’ for all Turks; and they seem to be quite right within the historical knowledge found at present in the history books and encyclopedias.  Opposing this view, a second smaller group is in search to contain the Anatolian Turks within a ‘Mediterranean civilization’ to which they must belong because of racial and cultural characteristics of Anatolia, their home for the last thousand years...  The question of "what is the real truth?" can now be answered by those who carefully follow the historical development of Turkish languages studied in this work.  Indeed, I have proven that the culture of 6300 B.C. Anatolia as discovered at Çatal Hüyük by archaeologist James Mellaart is Turkish, and since this almost 8300 years old culture was not created in a day, we can easily talk of a ‘Ten Thousand Years of the Turks’ from the point of Turkish cultural history.  The true history, that is, literary history goes back to 5000 years with the discovery of writing by the Sumerians who, as we will see spoke definitely a Turkish dialect. While Turkish-speaking peoples of an advanced culture lived in Asia Minor nearly ten thousand years ago, we do not have any similar archaeological evidence in greater Asia at corresponding time. Thus we can claim that Anatolia was the first home of the Turks.  The Mediterranean culture was not created solely by the Greeks and Romans but more so by these ancient Turkish-speaking peoples.  And, the Turks of today can truly consider themselves pure and native Anatolians without reservation...   On the other side, countless brethren nations, settled at unknown times in such regions as the Balkans, Russia, Trans-Caucasus, Central Asia, Mongolia: the Bejens (Pecheneks), Gagaghuz (Gagaguz), Azerbayjanians, Crimeans, Turcomans (Türkmens), Uighurs, Kirghiz, Uzbeks, Kazaks, Yakuts, have been rooted well in their own geographies...


 
 


 

3- TÜRKLERİN  KÖKENİ

Buraya kadar aktarılan bütün veri ve tespitler göstermektedir ki Doğu Anadolu "yerli unsur" olarak diğer bölgelerden çok daha Türk’tür. 
.
 


3- ETHNICITY  OF  THE  TURKS

All the data and evidence that has been elucidated up to this point shows that Eastern Anatolia is -- as far as the native elements go -- far more "Turk" or Turkish than the other regions . 

Kürtlerin kökenini ve özellikle "bugünkü tabakasını" araştıranların 2600-3000-4000 yıl önce tarih sahnesinden çekilmiş kavimleri (Kürtlerin) "karışım" unsurları olarak zikrederken, bu bölgedeki "köklü" varlıklarını yüzlerce yıl ve bugüne kadar da sürdürmüş Türk unsuru dışlamalarını anlamak mümkün değildir...
 
 
 
What is absolutely incompre- hensible is the way those who are researching the roots of Kurds, and particularly those who are researching the genesis of the "current stratum" of Kurds mention tribes that have disappeared from the stage of history 2600-3000-4000 years ago as mixture elements (of Kurds) and disregard the Turkish element that has continued its presence in the region for thousands of years and is still here today.
Anadolu'daki Türk varlığının derinliğinin M.Ö.2000 yılına uzandığını düşündüren fevkalade önemli veriler mevcuttur.  (Ayrıca) Türkler Oğuz'lardan 700 yıl önce Hun, Ağaçeri, Sabir olarak Anadolu'ya girmişlerdir... Very significant data indicates that the Anatolian presence of Turks easily go back 2000 B.C. (Also) 700 years before the Oguz, another wave of Turks arrived in Anatolia as the Hun, Agaceri, Sabir...
 
(Diğer taraftan) 12. yüzyıla gelinceye kadar Türkiye, İran, Irak, Suriye de dahil olmak üzere tarihte Kürdistan olarak anılmış bir bölge mevcut değildir.  (On the other hand) Until the 12th century, there is no historical region called "Kurdistan" anywhere including the terrirtories of Turkiye, Iran, Iraq, and Syria.
Kürt kelimesinin kullanıldığı ilk kaynak ise Göktürk alanındaki Yenisey Elegeş anıt taşıdır.  Bu yazıt Türkçe olarak Alp Urungu tarafından diktirilmiştir. (732 öncesi)... 
 
The first source where the word "kürt" is used is on the Yenisey Elegesh memorial stone in the Kokturk region. This memorial stone was erected by Alp Urungu and is inscribed in Turkish. (732 AD) 
Kürtlerin isim babası olarak 10.y.y. da yaşamış olan Mesudi bilinir, Kürdistan kelimesini ilk kullanan ise (sadece Cibal civarı için) Selçuklu Sultanı Sancar' dır... 
 
Mesudi who lived in the 10th century is generally regarded as the first person to name "Kurds", and the Selchuk Sultan Sancar is the first person to use the word "Kurdistan" (exclusively for the Ciabl area)... 
Ve bugün, Türklerin ya da Sakaların egemen olmadığı hiç bir coğrafyada Kürdün mevcut olmadığı bilinmektedir.  Bir başka deyişle Kürtler, Türk ve İskit coğrafyasının topluluklarıdır.  
 
And today, it is well known that there are no "Kurds" in any geography where the Turks or the Saka (Scythians) have not dominated at some time. In other words, Kurds are one of the communities of Turkish or Iskit (Scythian) geography. 
Bu tespitler doğrudan Kürtlerin Türk olduğu savını geçerli kılmaz.  Ancak Macarlar, Finler de Türk kökenleri kimse tarafından inkar edilemeyen "farklı etnik guruplardır" ve bugün "farklı dillere" sahiptirler.  Kürtler de aynen Macarlar, Finler gibi ayrı bir etnik unsur olabilirler, olmayabilirler de. Bunu tespit edecek olan bilimdir.  Ancak Kürtler Türk olmasın da ne olursa olsun gibi bilim dışı ve Batı çıkarlarını empoze bir şartlanmanın hiç bir yararı yoktur.  
 

(Ali Tayyar Onder)

These determinations do not directly indicate that Kurds are Turks; however, Hungarian and Finnish populations are "different ethnic groups" with different "languages" whose Turkic roots are undeniable. Kurds, just like the Finns or Hungarians may or may not be a different ethnic entity. Scientific studies will yet determine the facts. On the other hand, unscientific and prejudiced efforts that serve Western interests by insisting that "Kurds can be anything as long as they are not of Turkic roots" are pointless.
(Ali Tayyar Onder)

 
 

TÜRKLÜK ve ANADOLU (A.T. Onder)
 

Türkiye'nin etnik yapısını değerlendirirken bir kesim aydın ve araştırmacının iki yanlışından biri bu yapıyı "mozaik" olarak nitelemeleri diğeri ise Türkleri "çok karışık" bir unsur olarak göstermeleridir.

Daha önce de açıklandığı gibi etnik kimlik tanımında geçerli ölçüt "gurubun kendi bakışıdır." %65'i Türklükten farklı bir kökeni kabul etmeyen, %90 gibi bir oranla Türklüğü benimseyen bir toplumu "mozaik" olarak nitelemek bilimsel olarak mümkün değildir.

Türklerin "çok karışık" bir unsur olduğu iddiası da bilimsel olarak aynı derecede geçersizdir.

Çok kısa bir dönemi bilinen insanlık tarihi göstermektedir ki, dünyada bugün "karışık olmayan" hiç bir toplum mevcut değildir. Bir asırlık çabaya rağmen antropoloji bilimi bütün toplumlara uygulanabilir standart ırki ölçütler ortaya koyamamıştır. İnsanları dil, renk, boy, kafatası ölçümleriyle tasnif etmek mümkün olmamıştır.

İnsanlık tarihinin çok değil 5000 yıllık geçmişi incelendiğinde, bugünkü ulus devletlerin egemen unsurlarının hiç birinin "saflığından söz etmek mümkün olmamaktadır. Dün Roma, Hun, Hitit gibi "saf' bir soy nasıl mevcut değil idi ise, bugünde "saf' bir Alman, Fransız, İtalyan, Arap, İranlı mevcut değildir.

"Karışık" nitelemesindeki yanlışlığın temelinde, bugünün etnik guruplarını hala soy-ırk gibi kavramlarla tanımlama alışkanlığındaki sakatlık yatmaktadır.

Irki mülahazalarla değerlendirildiğinde bir İspanyol, bir İtalyan, bir Fransız, bir Çinli; bir Özbek'ten, bir Kırgız'dan, bir Türk'ten "daha az karışık" değildir.

Bir toplumun etnik yapısını değerlendirirken, bilimsel ölçütlerin objektif uygulanma prensibini inkar ederek, çifte standartlı tanımlara yönelmek tespitlerin evrensel geçerliliğini ortadan kaldırdığı gibi o toplumun varlığına yönelik tehlikeleri etkin kılma fırsatlarına da zemin hazırlar.

Türkler Anadolu'ya adım attıkları günden bu yana Batının en acımasız, topyekün saldırısına maruz kalmış bir millettir. Bugün de saldırı aynı acımasızlıkla sürdürülmektedir. Batı için "şark meselesi" bitmemiştir.

Maddiyat ve çıkarı bir yaşam felsefesi, tavizsiz bir politika temeli olarak asırlarca adeta genetik bir nitelik olarak kuşak-tan kuşağa aktarmış olan Batılı, Türkiye kuşatmasını bu ülke kayıtsız şartsız denetlenebilir bir "bölge" haline getirilinceye kadar sürdürecektir.

Batı ,Türkiye'yi zaafa uğratacak olan P.K.K. ise P.K.K'nın yanında, irtica ise irticanın yanında, çifte standartlı demokrasi ise demokrasinin yanındadır.

Türklük ve Anadolu başlıklı bir bölüm içinde yukarıdaki konulara değinilmesi amaçsız değildir.

Çünkü bizler, Türklüğü de aynı Batının empoze ettiği bir çerçevede tanımlamaya yönlendirilmiş bir toplumuz.

Öz kaynaklarına inilerek, objektif bir yaklaşımla incelendiğinde Türklük anıtsal bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bugün Türklükle ilgili bilimsel veriler, bir Batı ülkesinin kendi gerçekleri olsa çok farklı değerlendirilirdi.

Gerek "milli "bir kültür politikasının bulunmayışı, gerekse eğitimin yetersizliği nedenleriyle bizler ne Türk ne de Türklük hakkında fazla bilgi sahibi değiliz.

Kimdir Türk? Anadolu'daki, Ön Asya'daki Türk varlığının derinliği nedir?
 
 

..........................................................................................

 
 

Türklerden söz eden 
ilk belgeler:
 

Çin kaynakları Türklerden söz eden ilk belgeler olarak kabul edilmiştir. Çinliler doğu Hunlar'ından bahsederken CONG ve TIK adlı iki Türk kavmi hakkında geniş bilgi vermişlerdir. Edhanson ve De Groot gibi bilim adamları da Türk sözünün Çince'deki telaffuzunun Tık (Tırk) olduğunu belirlemişlerdir. Tirk'larin ortaya çıkışı M.Ö. 1582 olarak kabul edilmektedir.

Gy Nemeth ve R.Rasonyi de Türklerin anayurdu olarak Orta Asya'nın batısındaki Aral gölünün kuzeyini belirlemişlerdir. Bugün artık Türklerin Orta Asya'dan çıkarak pek çok devletler kurduktan sonra Oğuz boyları olarak 1071 de Anadolu'ya yerleşmeğe başladıkları bilinmektedir.
 

M.S. 23-79 
Anadolu'da Türk varlığı:
 

Ancak bölgedeki Türk varlığı çok daha öncelere dayanmaktadır. Romalı yazar Pomponius Mela M.S.43 senesinde yazdığı De Situ Orbis adlı eserinde TURCAE (Türk) isimli kavimden söz etmektedir. Yine Romalı Plinius M.S.23-79 yıllan arasında yazdığı Histoire Natur adlı eserinde Sarmat ırkına mensup kavimler içinde TYRCAE'leri de saymaktadır. İskitlerin M.Ö. 7'nci y.y de Doğu Anadolu üzerinden Zagros'a kadar inip, Medleri yıkarak 28 yıl bölgede hüküm sürdükleri bilinmektedir.

Ancak çok daha eski tarihlerde Anadolu'da Türk varlığını işaret eden bulgular bugün gün ışığına çıkmıştır. Değerli bilim adamı Prof.Dr. A.Haluk Çay'ın bu konuda verdiği her satırı belgeli bilgi şudur;
 
 
 


 

M.Ö. 2350 
bölgede Türk varlığı:
 

"M.Ö. 2350-2150 yılları arasında Mezopotamya'da büyük bir devlet kurmuş olan Akad hükümdarlarından Naram-Sin'e ait "Mücadelenin kralı" anlamında "Şartamhari metni" olarak bilinen yazılı kaynak Anadolu'daki Türk varlığı bakımından oldukça önemli bilgileri ihtiva etmektedir. Bu belgenin üç kopyası olup, ilki Mezopotamya'da Babil'de, ikincisi Mısır'da Tel el-Amama'da, üçüncüsü ise Anadolu'da Hattuşaş (Boğazköy)'da ortaya çıkarılmıştır. Hattuşaş arşivinde "KBo-III, 13" sıra numarası ile tespit edilmiş olan bu yazılı belge Hitit (M.Ö. 1750-1200) çivi yazısıyla, Akadça orijinalinden kopya edilerek taşa kazınmıştır. H.G.Gütebock tarafından deşifre edilen bu belge, Anadolu hakkında ilk tarihi bilgileri vermesi bakımından çok kıymetlidir. Bu tarihi belgede, Akad kralı Na-ram-Sin'e karşı 17 Anadolu kralının güçlerini birleştirerek harekete geçtikleri ancak, yenik düştükleri anlatılmaktadır. Bizim için önemli olan husus bu 17 Anadolu kralından birisinin TURKİ kralı İlşu-Nail adındaki hükümdar olmasıdır. (Bu belgenin 15.satırında yer alan bu kayıt, çok açık bir şekilde Anadolu'da M.Ö.'ki yıllarda Asya menşeli Türk topluluklarının yurt tutmuş olduklarını göstermektedir.)
 
 

..........................................................................................

M.Ö. 4000 
bölgede Türk varlığı:
 

Diğer yandan Fırat nehri kıyısında Mari bölgesinde (Telle-Hariri) ortaya bir takım tabletler çıkarılmış, bunların M.Ö. 4000-2000 yıllarındaki Sümer ve Babil nüfuzunun bölgede hakim olduğu dönemden kaldıkları tespit edilmiştir. Ortaya çıkan bu tabletlerden 13 tanesinde "TURUKKU" adlı bir kavimden bahsedilmektedir. Bu tabletlerin Türkçe tercümeleri Sadi Bayram tarafından yayınlanmıştır.

Sümer, Elam, Kalde, Guti, Urartu vb. toplulukların Asya menşeli olmaları hakikati yanında bir de karşımıza Türk adının değişik söylenişleri "Turki ve Turukku" isimleri çıkmaktadır.

Anadolu'nun bir diğer sakinleri de Hurriler ile Urartular idi. M.O. 2000'lerde Van gölünden Kızılırmak ve Yeşilırmak'ın Karadeniz'e döküldüğü yerlere kadar uzanan saha Hurriler'in hakimiyetinde idi. Daha sonra M.Ö.13. yüzyıllarda Van gölü çevresinde Urartu hakimiyeti görülecektir. Hurriler ile Urartuların dilinin Sami ve Hind Avrupa dilleriyle herhangi bir yakınlığı yoktur. Yapılan incelemelerden HURRİ ve Urartu dillerinin fonoloji, sentax ve gramer bakımından Asya menşeli oldukları ispat edilmiştir." (Her Yönüyle Kürt Dosyası sf.52,53)

Tarihin tanığı arkeoloji bilimin sunduğu bu açık ve kap-samlı deliller Anadolu'daki Türk varlığının M.Ö. 4000 yılına kadar uzandığını düşündürmektedir.

Daha da ilginç olan Kürt'lerin ataları arasında gösterilmek istenen HURRİ ve URARTU'ların da karşılaştırılabilir özelliklerinin sadece Türk bölgesiyle ilişkilendirilebilmesidir. İ.Zeki Eyuboğlu da Anadolu Uygarlığı isimli eserinde Hurri diline genişçe yer verir ve bu dilin "Türkçe’ye yaklaşan" özelliklerini vurgular. (s.62)

Ayrıca Sümerler ve Guti(Kut)lerin ırki ve dil özellikleri itibariyle tek "karşılaştırılabilir" unsurun Türkler olduğu artık kabul edilmiştir.

Konuyla ilgili olarak Türk ve Batılı araştırmacıların bu gerçeği ifade eden çok sayıda eseri mevcuttur.

Ancak, son derece objektif bir yaklaşımla konuyu inceleyen Prof.Dr.A.Haluk Çay'dan aşağıdaki alıntılar aydınlatıcıdır.

"Anadolu'daki ilk Türk varlığı ile ilgili olarak elimizdeki bilgiler Sümerler ve Kut (Guti) kavimlerine aittir. Özellikle Sümerler ile Kutlar (Gutiler)'ı kendilerine maletmek isteyen Kürtçü ideolojik yaklaşımlar bizi öncelikle Sümer ve Kut meselesinin halline zorlamaktadır.

Bizim Sümerleri veya Kutları Türk tarihine maletmek gibi bir endişemiz ve düşüncemiz olmadığını öncelikle belirtmemiz gerekiyor. Çünkü Türk tarihinin bu türden zorlamalara ihtiyacı yoktur.
 
 
 

M.Ö. 5000 
bölgede Türk 
varlığı ve Sümerler:
 

Her şeyden önce Önasya'nın Sümer, Elam ve Hurri gibi medeni kavimlerinin belli bir etnik gurubu temsil etmediğini vurgulamak gerekiyor. Önasya'nın bu toplulukları, aynı çağda ortaya çıkan Hindistan'daki, M.Ö. 2000'li yıllarda Uzakdoğu'da görülen büyük devletler ve medeniyetler kuran kavimler gibi, biri diğeri üzerine gelerek karışmış, tesalüp etmiş konglomeralardan ibaret oldukları düşüncesi kanaatimizce yerindedir. Antropolojik buluntular, Sümer ve Kut dilinden kalan örnekler Sümer, Kut, Elam, Hurri gibi adlarla anılan bu toplulukların bünyesine brakisefal Ural-Altay kavimlerinin bilhassa atlı-göçebe Türk unsurların karışmış olduğunu göstermektedir. Eski Önasya Tarihi uzmanlarından Fr.Hommel, Sümerleri tamamıyla bir Türk kavmi olarak kabul etmekte, Orta Asya’dan M.Ö. 5000'lerde kopan Türk guruplarının Önasya'ya geldiklerini ve Sümerleri teşkil ettiklerini ileri sürmektedir. Sümer dilinden 350 kelimeyi Türkçe ile açıklayan Fr.Hommel'in bu iddialı tezine karşı V.Christian ile Benno Landsberger daha ihtiyatlı davranmakta, Sümercede Türkçe ile birlikte diğer Ural-Altay kavimlerinin de dil hatıraları olduğunu kabul etmektedirler.

B.Landsberger, Sümer dilinin özelliğini karşılaştırmalı olarak incelemiştir. Bilindiği gibi Sami dilleri kursif şekildedir... Halbuki Türkçe bununla taban tabana zıt bir karakterde olup komplexif bir yapıdadır. Landsberger bu karşılaştırmayı yaptıktan sonra Sümer dilinin, yalnız fenomenolojik bakımından değil, aynı zamanda tarihi bakımdan bütün Asya boyunca uzayan dağlık havalide konuşulan geniş bir dil gurubuna dahil olup, bu grubun bugün de varlığını sürdüren Türk dilleri olduğunu kabul etmektedir.

Sümer dilini sonradan kabul eden Akadlar bu dilin Önasya'nın diğer kavimleri arasında yayılmasında önemli rol oynamışlardır.

Sümerlerle Türkler arasındaki münasebeti dil açısından araştıran bir diğer bilim adamı da Osman Nedim Tuna'dır. O.N. Tuna diller arasındaki münasebetin tespitinde birtakım kriterler tespit etmiştir. Ona göre: "Birbiriyle hiç ilgisi olmayan dünya dillerinde, tesadüfi kelime uygunlukları bir mucize kabilindedir. Örnekleri bir elin beş parmağını geçmez.... Diğer yandan iki dil arasında, tarihi bir münasebeti ispatlamaya yetecek en az sayıdaki benzer çiftin kaç olması hususunda belirtilen sayı oldukça düşüktür. Benzerlik sınırlarını tayin eden şartların gevşeklik veya sıkılığı yalnız ikiden yediye kadar çift tarihi bir münasebeti ispatlamaya kafidir. O.Nedim Tuna, Sümerce'de 165 Türkçe kelime tespit etmiş, bunların "tesadüfi benzerlik"le açıklanamayacağını, bunun matematik bakımından da mümkün olmadığım, ayrıca tespit edilen bu kelimelerin büyük çoğunlukla "benzerlik" ve "uygunluk" sözlerinden de öte gerçek anlamda Türkçe olduğunu ortaya koymuştur.....

Yapılan tespitlere göre prehistorik dönemde Kutların Hazar denizinin güneydoğusu ile Amuderya/Ceyhan (Oxus) nehri arasındaki bölgede yani Batı Türkistan'da oturdukları anlaşılmaktadır. M.Ö. 2500-2400 yıllarında Kutlar batıya yönelerek Zağros dağlık bölgesinin kuzeydoğusuna yerleşmişlerdir.

Eski Akad (M.Ö. 2340-2159) zamanında başlayarak, Kutlar'dan kalan az sayıdaki belgede ve onlarla çağdaş olanlarda, eski Babil (M.0.1894-1600) çağının geç zamanlarına kadar her devirden yazılı kaynaklarda geçen kişi yer ve nesne adları toplanmıştır. Bu malzemenin değerlendirilmesi sonrasında B.Landsberger, "tarihte Türklerle en yakın münasebettar olan, hatta belki de Türklerle ayniyet gösteren kabile Kutlar/Gutiler'dir. demektedir." (a,g,e,S. 47,48,49,51)

Sümer ve Guti (Kut) topluluklarının Türk menşeli olmaları Messoud Fany tarafından da benimsenmiştir.

Yukarıdaki alıntılarda verilen bilgiye, Fırat kıyısında Mari bölgesinde bulunan tabletlerin Sümer nüfusunun bölgede etkin oldukları döneme ait olduklarım ve bu tabletlerin 13'ünde TURUKKU isimli bir kavimin anıldığını da eklemek gerekir. Dolayısıyla, bu tabletler de Sümerlerin Türklüğünü düşündürebilecek tarihi belgelerdir.

Hurri ve Urartu dillerinin fonoloji, sentaks ve gramer bakımından Asya kökenli oldukları kanıtlanmıştır. Bazı araştırmacılar daha da ileri giderek Hurri (M.0.3000) dilinin "Türkçe’ye yaklaşan" özelliklere sahip olduğunu kabul etmektedirler. (İsmet Zeki Eyuboğlu, Anadolu Uygarlığı s.62)

Türklüğün Anadolu'da M.Ö.17. asırda mevcudiyetine işaret eden bir başka veri de Hollanda'da yayınlanmış olan İslam Ansiklopedisinde geçmektedir. Adı geçen eserin 4'ncü cildinin 839.sayfasında "Hititlerin bakiyesi(kalıntısı) sayılan Kite uruğu içerisinde ACARAY TÜRKLERİNİN (bk.Aristov, Jivaya starina, Petesburg 1896,111-IV, 383) yaşamakta” (olduğu) bildirilmektedir.

Mezopotamya'da Babil, Mısır'da Tel el-Amama ve Hattuşaş'ta bulunan çivi yazılı tabletlerde, Akad kralı Naram-Sin' e karşı güçlerini birleştiren 17 ANADOLU kralı arasında adı geçen TURKİ ve Fırat kıyısındaki Mari (Telle-Hariri) tabletlerinin 13'ünde anılan TÜRUKKU kavimler, HURRİLER, ACARAYLAR Anadolu'daki Milat öncesi (2000-4000) Türk yerleşiminin önemli verileri olarak değerlendirilmektedir.
 

..........................................................................................

Saka-İskitler:
 

Türklüğün Anadolu'daki yerleşim derinliğinin değerlendirilmesinde önemli bir unsur da İskit/SAKALAR dır.

M.Ö. 7.yy da Kafkasya, Hazar üzerinden inerek Doğu Anadolu'yu ele geçirip Medleri 28 yıl egemenliklerine alan Sakalar(İskit) konusunda Yrd.Doç.İlhami Durmuş doktora tezinde şu bilgileri vermektedir.

'Yaklaşık olarak M.Ö. 5.yüzyılda tarih sahnesine çıkan ve bu tarihten M.S. 2.yüzyıla kadar hakimiyetlerini devam ettiren İskitler, doğuda Çin seddinden batıda Tuna nehrine kadar uzanan geniş bir sahada varlıklarını biraz önce verilen rakamlardan da anlaşılacağı üzere, yaklaşık olarak 1000 yıl gibi uzunca bir zaman korumuşlardır. Onlar bu coğrafyada Atlı Kavimler Medeniyeti'ni oluşturan kavimlerin ana gurubunu meydana getirmiştir. Oldukça geniş coğrafyaya yayılmış olan İskitler değişik kavimler tarafından tanınarak onların kaynaklarına geçmişlerdir." (İskitler, s.99)

"İskitler' in tarihi, dili, dini, gelenek ve görenekleri, sanatları hakkında yazılı kaynaklar ve arkeolojik malzemelerden bilgi sahibi olabiliyoruz. Çok geniş bir sahaya yayılmış olan İskitler' in çeşitli kavimlerle münasebetleri ve onlarla mücadelelerini Pers, Asur ve Grek kaynaklarından öğreniyoruz. Antik kaynaklardan dilleri, dinleri, gelenek ve görenekleri hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Sanatları hakkında ise arkeolojik kazılar sonucunda ortaya çıkarılan çok sayıda sanat eseri bize ışık tutuyor...

Eskiden bu yana en kuvvetli nazariye olan Ural-Altay ırkı nazariyesi ve bunlar içerisinde de İskitler' in Türkülüğü fikri gitgide daha fazla taraftar bulmuş ve bilim adamları çeşitli yönleriyle meseleyi değerlendirmiştir.

Biz de İskit tarih ve kültürü üzerine yazılı kaynaklan inceleyerek ve arkeolojik malzemeyi de değerlendirerek yaptığımız bu çalışmamızda, ilk yurtlarının Türk coğrafyası olduğunu belirterek, adlarının Türklükle olan bağlantısını ortaya koyduk. Gerek Sus ve çevresinden toplanılan çivi yazılı metinler ve gerekse antik kaynaklardaki bazı adlardan İskitlerin diliyle Türk dili arasında bağlantı kurarak. elde edilen kelimeleri Türkçe ile irtibatlandırabiliyoruz. Saka tigrakhauda'ya ait olduğu kabul edilen Esik kurganından çıkarılmış olan yazı ve onun dili de bizi Türkçe ve Türk yazısına götürmektedir. Bu kurgandan çıkartılmış olan yazının daha sonraki Türklerin, özellikle Göktürklerin kullandığı Orhun yazısının prototipi olduğu kabul edilmektedir.

İskitler' in dinlerinin, dillerinin, sanatlarının, gelenek ve göreneklerinin eski Türklerinki ile bağlantıları ve bu kadar çok yönlü benzerliklerin olması, İskitler' in büyük çoğunluğunun özellikle hakim tabakanın Türk olduğu kanaatını doğurmaktadır. Çünkü bu derece çok benzerlik ve hatta ayniyet bizi bu düşünceye sevk etmektedir. Fakat zaman içerisinde batı kolu olarak kabul ettiğimiz grup, diğer etnik gruplar içerisinde eriyerek kaybolmuştur. Asıl ana kütleyi oluşturan Saka tigrakhauda ve doğu kolu olan Saka haumavarga daha sonraki devirlerde de varlıklarını sürdürerek, Orta Asya'da kurulan Türk devletlerinin ve günümüz Orta Asya Türklüğünün oluşumunda temel teşkil etmiştir. Günümüzde kendini hala Saka olarak belirten Türk topluluklarının varlığı da bunu açık bir şekilde göstermektedir. (İskitler s. 100,102)

Büyük Zap'ın Dicle'ye karıştığı bölgeye yakın yerlerde Siirt, Muş dolayları dahil Güneydoğuda görülen Kardu'ların Pers yenilgisinden sonra bölgeye yerleşen Sakalar oldukları düşünülür.

Ayrıca bugün Yakut Türkleri kendilerini SAKA olarak tanımlamaktadırlar. Azerbaycan Iran edebiyatındaki Efreysab efsanesindeki SAKA kahramanının ALP ER TUNGA (Oğuz) olduğu da belirlenmiştir. Bizanslı yazarlardan ATTALIATE de 'İskitlerle (Sakalar) Türkler aynı ırktandır" demektedir.

Bugün Anadolu’nun pek çok yerleşim biriminin adı SAKA ve KARDU kelimeleriyle ifade edilmektedir. Kardu (k) Orta Asya'da Doğu Türkistan'da bir Türk kavminin de adıdır. Tiyenşan’ın güneyinde Kardu (k) isimli bir Türk köyü de mevcuttur.

Bugün Anadolu'nun pek çok yöresinde SAKA ve KARDU kelimeleri yerleşim birimlerinin adlarıdır.

Siirt'in Beytuşebap ilçesine bağlı bir köyün, Kütahya ve Zonguldak'ın il merkezlerine bağlı iki köyün isimleri SAKA’ dır. Van'a bağlı bir köy SAR, Artvin'de bir köy SAKALAR, Çankırı'da bir köy SARA-ELİ, Artvin'de bir köy SAKAPOR (por eski Türkçe’de dere) ismini taşır.

Adıyaman, Afyon, Mardin de KARDI isimli köyler mevcuttur. Diyarbakır'ın Çermik ilçesine bağlı bir köyün adı KARDU, Trabzon Akçaabat'ta bir köyün adı GARDI MERA'dır. Diyar-bakır Kulp, Erzurum İspir, Sivas Suşehri’nde HORTIK isimli birer köy mevcuttur. Urfa'nın Yaylak ilçesinde iki köy KURTUR ÖZYA ve KURTUK SÜFLA isimlerini taşır. Trabzon, Akçaabat'ın tarihi kökenli ailelerinden biri Sakaoğullarıdır.

Bütün bu veriler Sakaların ve onların bir kolu olduğu düşünülen Karduların M.Ö.7.yy. başlayarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu'yu yurt tuttuklarını göstermekte ve Sakalar'ın Türklüğü tezini pekiştirmektedir.
 

..........................................................................................

Hunlar ve Selçuklular öncesi Anadolu'da Türk varlığı:
 

Türklerin Anadolu'ya "açık" kimlikleriyle girişleri ise 1071 Malazgirt savaşından yaklaşık 700 yıl öncedir.

Tarihi belgelerle ve yazıtlarla kanıtlandığı üzere Anadolu'ya ilk giren Türk devleti Hunlar dır. Suriye Irak sınırına yakın bir yerde bulunan DURA- EUROPOS yazıtı Hunların III.y.y. ortalarında başlarında Kapgan, Topçak, Tarkan Bey, Kubrat ve Kurtak gibi komutanlarla Doğu Anadolu'ya indiklerini kanıtlamaktadır. Hunların ikinci Anadolu seferi ise 395'te gerçekleşmiştir. Azerbeycan üzerinden Doğu Anadolu'ya giren Hunlar Erzurum, Malatya üzerinden Çukurova'ya inmişler ve buradan Antakya, Urfa, Sur'u kuşatarak Kudüs yakınlarına kadar varmışlar, aynı yıl aynı yolla geri dönmüşlerdir. Komutanlarının isimleri ise Bask ve Kursık'dır. 398 yılında Hunlar aynı bölgeye bir defa daha girip çıkmışlardır. 451 yılında Azerbaycan’da Mugan'ın güneyine yerleşerek burada Balasagan isimli bir şehir kuran Akhunlar Kuzey Doğu Anadolu'ya sürekli girip çıkmışlardır. Arap kaynaklan bu Akhunları "Ekrad-ı Bilasagun" olarak tanımlamışlardır. Ekrad kelimesini iki anlamdan biri "Kürtler" diğeri "konar göçerlerdir." Kelimenin ikinci anlamını bilmeyen bazı araştırmacılar Akhunları Kürt olarak tanımlamışlardır.

466 yılında Avrupa Hunlarına bağlı Ağaçeri Türk boyu Azerbaycan yoluyla Doğu Anadolu’ya gelmiştir. Sasani kaynakları bunları Ak-katlar, Bizans kaynakları Akatzir olarak tanımlamaktadır. Ağaçerilerin bir bölümü Halep Şam yörelerine kadar inmişlerdir. Kafkasya, Mezopotamya ve Doğu Anadolu'da güçlü bir devlet kurmuş Karakoyunlular içinde önemli bir boy olarak bu Ağaçeri kavmi de mevcuttur.

558 yılında Azerbaycan üzerinden Doğu Anadolu'ya gelenler arasında bugünkü Hazer denizine adını veren ve Hazar Türk devletinin kurucularından olan Sabır (savar, suvar, sibir) Türkleri de mevcuttur.

Doğu Anadolu'daki 7 yüzyıl ve öncesi Türk varlığının kesin kanıtı 7.yy 'da yaşamış Ermeni Tarihçisi Moisey Kagankatvasi'ni yazdığı "Ağvan Tarihi"dir. Yazar bölge halkını Türklüğünü gösteren bir çok bilgi verirken şöyle yazmıştır. "Bu topluluklar uzun saçlı, mahir ok atan kimseler olup, taştan koç, at vb. gibi heykeller yontmakta da oldukça usta idiler. İlahlarına da Khan-Tengri (Han Tanrı) derlerdi" Moisey'in bu toplulukları anlatırken değindiği tüm öğeler Türklüğe aittir.

Buraya kadar aktarılan bütün veri ve tespitler göstermektedir ki Doğu Anadolu "yerli unsur" olarak diğer bölgelerden çok daha Türk’tür.

Kürtlerin kökenini ve özellikle "bugünkü tabakasını" araştıranların 2600-3000-4000 yıl önce tarih sahnesinden çekilmiş kavimleri "karışım" unsurları olarak zikrederken, bu bölgedeki "köklü" varlıklarını yüzlerce yıl ve bugüne kadar da sürdürmüş Türk unsuru dışlamalarını anlamak mümkün değildir.

Tarihi verilere dayanılarak, Anadolu'daki Selçuklar öncesi "Türk unsur" mevcudiyetine bir başka örnek Bizans döneminde Anadolu'ya yerleştirilmiş Türk Peçenek, Uz, Kuman, Bulgar topluluklardır. Selçuklular ve Osmanlılar Batıya yayıldıklarında bu Türklerle karşılaşmışlardır. Batı kaynakları da Alpaslan'la karşılaşan Roma İmparatoru Roman Diogen'in 200.000 kişilik ordusunda önemli bir gurup olarak Uz'lar (Oğuz) ve Peçenekler' den (Becene, 24 oğuz boyundan biri) bahsetmektedir. Selçuklu kaynaklarında da 1071 Malazgirt savaşını kazanılmasında Roma ordusundaki Uz'ların ve Peçeneklerin soydaşları Türklerin tarafına geçmesinin önemine değinilmektedir.

Romalıların Türk gurupları Muğla, Manisa, Tarsus, Misis, Antakya, Adana, Klikya yörelerine iskan ettikleri de bilinmektedir.

Anadolu ve Azerbaycan’daki Arap istilaları dönemi bu bölgelere Arap ve Türk unsurların yerleştiği bir dönemdir. Bu dönem Hz.Ömer'in 637'de Güneydoğuya dayanan Arap ordularının Emeviler ve Abbasiler döneminde Güneydoğu, Doğu Ana-dolu, Klikya'yı daha sonra Azerbaycan’ı işgallerine kadar sürmüştür. Romalılar Anadolu'daki bölgelerin bir kısmını geçici olarak ancak 900 lerde geri alabilmişlerdir.

Doğu Anadolu'nun büyük bir bölümü Erzurum dahil olmak üzere daha halife Hz. Osman zamanında (644-656) fethedilmiştir. Abbasiler dönemine gelindiğinde İslam-Bizans mücadelesinin kilit noktalan olan "Sugur" adı verilen "uç" vilayetler olan Adana, Misis, Maraş, Malatya, Ahlat hattı Erzurum dahil olmak üzere Arapların elindeydi.

Anadolu'da 300 yıl süren Arap-Bizans çekişmesi fevkalade önemli sonuçlar doğurmuştur.

1. Araplar bu bölgelere egemen olabilmek ve egemenliklerini sürdürebilmek için işgal ettikleri yörelere Arap ve Türkleri is-kan etmişlerdir. Buralarda gerek "savunma " gerekse "sefer" halinde dayanabilecekleri "askeri" garnizonları da kurmuşlar-dır. Özellikle Abbasiler döneminde gönderilen ordular ve "sugur"lara yerleştirilen askerler çoğunluk olarak Türklerdir.

Esasen daha 753 yılında Emevileri yıkarken Abbasilerin dayandığı güçlerden biri Türklerdi. Bu Türklerin daha 753 yılı öncesi Irak'a geldiklerini göstermektedir. Abbasiler döneminde Türk nüfus, Türk askeri gücü öylesine yoğunlaşmıştır ki Abbasiler Türkler için özel bir şehir- Samarra - kurmuşlardır.

Bizans’la 300 yıllık çekişmeleri sırasında Abbasiler gerek "yerleşik ordular" gerekse halk olarak Anadolu'ya büyük Türk toplulukları iskan etmiştir. Askeri garnizonlar sadece askerlerden değil onların ailelerinden oluşmuştur.

Abbasilerin özellikle Anadolu'nun fethi ve Azerbaycan’daki isyanları bastırmak için ordularının başında görevlendirdikleri ünlü Türk komutanlardan bir kaçı şunlardır; Ebu Suleym Fe-rec el Hadim et-TURKİ, Muhammed b.SÜL, EI AFŞİN Haydar b.Kaus, Ebu's Sac, Mübarek et TURKI, Zirek et TÜRKİ, BOĞA el-Kebir.

Hilmi Göktürk, Türk Mührü isimli eserinde H.Fehmi Turgal ve Prof.Dr.M.Fuat Köprülü'ye dayanarak ve pek çok belge zikrederek 760-925 yılları, Anadolu'daki Türk yerleşimine ilişkin şu değerli bilgileri vermektedir."... Diğer taraftan Bizans İmparatorlarından Aleksi Kommenos'un Muğla'ya, Andronikos'un Manisa’ya çok sayıda TÜRK OYMAKLARINI yerleştirdiklerini de biliyoruz. Binaenaleyh, daha birçok Bizans İmparatorlarının Türk Kollarından BULGARLARI, HAZARLARI, AVARLARI, PEÇENEKLERİ, KUMANLARI, UZLARI kesif kitleler halinde Anadolu'nun muhtelif yerlerine yerleştirdikleri de bilinen hususlar arasındadır.

Abbasi Devletinin Sultanlarından Mutasım zamanında gerek Amuriyum ve gerekse Ankara üzerine gönderilen ordunun tamamı da Türklerden meydana getirilmişti. Eski tarihlerden beri, Şimali Suriye ve Klikya havalisi de gayet kesif Türkmen Kitleleriyle Kaplıydı. HALEP SALNAMELERİ üzerinde kıymetli araştırmalar yapan sayın H.Fehmi Turgal da bu gerçeği ortaya koymuş ve hatta bu salnamelerde H.1290'dan 1310 yılına kadar olanlarının Antakya ahalisinden bahsettiğini ve Antakya Müslümanları ile Ermenilerinin Türkçe konuştuğu hususunda bir kaydın da mevcut olduğunu görmüş ve bu itibarla haklı olarak, bu hususa temas eden müellifimizin belirttiği gibi, "Değil Halep’te, o zamanlar İstanbul’da bile Türkçülük bir günah, milliyetçilik bir küfür sayılırken hiçbir iddia gözetmeyerek Halep salnamelerine yazılan bu gerçek ancak intakı hak tabiriyle ifade edilebilir. Çünkü gerek Müslüman Türkler, gerek Gregoryen Türkler ancak Türkçe konuşabilirdi." (68) Ana lisanlarının Türkçe olduğunu gördüğümüz bu cemaat da eski Türkmenlerin birer kalıntılarından başka bir şey değildir. Daha doğrusu Hıristiyan olmalarından ötürü, bu Türklere de Ermeni gözüyle bakılmıştır. Buna imkan yok ama, şayet ana lisanları Türkçe olan bu Türkmenleri Ermeni olarak kabul etsek dahi "daha Küçük-Ermenistan krallığının yıkılmasından önce, Şimali Suriye ve Klikya havalisi gayet kesif Türkmen kitleleriyle kaplanmış bulunuyordu ki bunların büyük bir kısmı daha o sahada Ermeni Devleti teşekkül etmeden, hatta Ermeniler oraya ayak basmadan öne gelip yerleşmişlerdi. Tafsilat için İBN-İ BATUTA'nın ilk cildinde bu havali hakkında verilen izahlara, (CihanNüma'ya, sf.593) ve Ibn Battuta'dan he-men bir sonra o yerlerden geçmiş olan BERTRANDON de la BROQUİERE ve XVII. asra ait EVLİYA ÇELEBİ'nin verdiği kıymetli malumata bakınız. Eldeki tarihi ve coğrafi vesikalar bu meseleyi layıkıyla aydınlatmağa kafidir." (59) Mesudi'de bir rivayetinde Malazgirt savaşından iki asır önce Tarsus gemileriyle bir kısım VOLGA TÜRKLERİNİN Tarsus kıyılarına çıkarak, o taraflarda yerleştiklerinden bahseder. Hatta Nured-dini Şehidin babası İmadüddin ZENGİ'de Oğuzların bir kolu olan YIVA'ları Suriye sınırlarında yerleşmişti. Şayet daha eski tarihlere inecek olursak, "miladi 722'de çıkan bir kargaşalığı bastırmak için, bu havaliye Suriye'den gelen OTUZBİN kişilik" ordunun tamamı Türklerden mürekkep olduğu gibi, miladı 760'da, Abbasiler'in bu havalinin asayişiyle vazifelendirdiği bu ordunun hemen hemen tamamı yine Türklerden teşekkül ettirilmişti. Bu mühim hususları büyük ilim adamı merhum PROF.DR.M. FUAD KÖPRÜLÜ'nün kaleminden takip edelim.

"Abbasiler zamanında Klikya'ya gelen İslam muhacirleri arasında, Türkler, orada kesif kitle teşkil ediyorlardı. Milli bir ananelerine riayetle, eski SARUS ve PİRAMUS'a Türkistan’daki SEYHUN ve CEYHUN adlarını veren bunlardır. İslam sınırının bekçiliği vazifesini gören ve TARSUS'u merkez ittihaz eden İslam emirleri arasında EBU SÜLEYMAN-AL TURKİ gibi bir takım Türkler de yetişmiş, hatta içlerinde sikke bastıranlar bile olmuştur. Bu saha Nikefor Fokas tarafından zapt olunduktan sonra da (M.962-965), memleketin sarp köşelerinde Türk kitlelerine tesadüf olunuyordu. Selçuklu istilası buralara tekrar kuvvetli Türk kitleleri gelmesini ve Şimali Suriye ile beraber bu sahanın da son derece gelişmesini intaç etti (Tafsilat için Taberi, Mes'üdi, İbn Havkal gibi eski Arap tarihçisi ve coğrafyacıları ile Schlumberger'in Un Empereur Byzantin adlı eserine ve bilhassa Ramazanoğlu'nun Ebi Amr Osman b. Abdullah b.Ibrahim-al Tarsusi'nin Siyerü's-Sugur (Katib Çelebi, Keşfü'z-Zünün, c.l.s.481)'una dayanarak yazdığı La Provinci D'Adana (Constantinople, 1920)'sına bakınız G.Le Strange, The Lands of the Eastern Caliphate (1905, chap.vl) adlı mühim eseriyle, Ramsey'in Küçük-Asya Tarihi Coğrafyasına ve Lebeau'nun Bizans Tarihi'ne de müracaat olunabilir. Sonraları doğrudan doğruya Anadolu Selçukları'nın hakimiyeti altına veya metbu'iyyetine geçen bu sahada Ehl-i Salip (Haçlılar), kesif Türk Kitlelerine tesadüf ettiler (Albert d'Aixe, Ehl-i Salip Müverrihleri Külliyatı, c.IV.s.342-354; Michaud) Türklerin bu sahadaki ESKİLİKLERİNİ ve ÇOKLUKLARINI ERMENİ TARİHÇİLERİ BİLE İNKAR EDEMİYORLAR (Alichan, Sissouan. p.42)" (70)"(s.9,31,32)"

Bugün Tarsus, Mersin, Adana, Hatay'da yaşayan nüfusları 1 milyon civarında olan Nusayri Alevilerin kendi Türk kimlikleri hakkındaki inançları Abbasi dönemi Anadolu Türkleşmesinin en açık kanıtıdır.

Nusayriler büyük çoğunlukla kendilerine Arap denilmesini reddeder ve "biz Harun-er Reşid'in (Abbasi Halifesi) oğlu Mutasıımn Türk olan annesinin Horasan Türkmeni kabilelerinden Horasan Türküyüz. Atalarımız buralara Abbasiler tarafından yerleştirildi" derler.

2. Arap fütuhatları Anadolu'da 9 y.y. başlarında daha Selçuklular gelmeden önce Türk yerleşimine neden olmanın dışında, Anadolu'nun etnik yapısında bir başka değişikliğe daha sebep olmuştur.

300 yıl süren Bizans, Arap mücadelesi, savaşlar halkın geçim kaynağı olan tarım ve ticareti geriletmiş, halkı yoksullaştırmıştır. Yerli halk bölgelerini terk etmiş Anadolu ıssızlaşmıştır. Özellikle Arapların işgal ettiği bölgelerden kaçmıştır. Dolayısıyla ll.y.y. dan itibaren dalgalar halinde Anadolu'ya gelen Oğuz boyları ve diğer Türk gurupları ciddi bir direnişle karşılaşmadıkları gibi kısa bir süreç içinde Anadolu'da "çoğunluğu" sağlamışlardır.
 

..........................................................................................

 
 

Selçuklular Dönemi
 

Göktürklerden ayrılarak Batıya doğru göç eden Oğuzlar 1040 Dandanakan savaşıyla Türk Gazneli Devletini yıkarak Büyük Selçuklu İmparatorluğunun temelini atmışlardı. Selçuklular bu tarihten itibaren Anadolu'ya girip çıkmışlar ve bölgeyi keşfetmişlerdir. 1071 Malazgirt zaferiyle Anadolu'ya girmişler ve ilk yerleşim başlamıştır. 1156 yılında Sultan Sancar'ın ölümünden sonra Anadolu Selçuklu Devleti kurulmuştur. Bu yeni bir devlet olmaktan çok Büyük Selçuklu devletinin yeni bir dönemidir.

Selçuklular tarihte 5 gurup olarak incelenir; l. Büyük Selçuklular (Horasan Selçukluları) 2. Anadolu Selçukluları 3. Irak Selçukluları 4.Şam Selçukluları (Suriye) 5.Kirman Selçukluları Büyük Selçuklu'lar 1071 de Anadolu'ya girmiş, Oğuzların Anadolu’ya yoğun yerleşimini ise Anadolu Selçuklu'ları döneminde gerçekleşmiştir. (1077-1302)

Bu arada 1220 li yıllardaki Moğol istilaları sonucu çok kalabalık Türk kitleler Anadolu’ya ikinci bir dalga olarak gelmişlerdir.

Ayrıca 1243 yılında Sultan II.Keyhüsrevi Kösedağ'da yenerek Anadolu Selçuklu Devletini kukla haline getiren Moğollar'la birlikte büyük Türk toplulukları Anadolu'da yerleşmiştir. Moğol ordularının önemli kısmı Türklerden oluşmaktaydı.

Anadolu'nun Türkleşmesindeki dönüm noktalarından biri Bizans’a karşı 1176 yılında II.Kılıçaslan tarafından kazanılan Karamukbeli/Myriokefolan zaferidir. Yurt peşinde koşan Oğuzlar Anadolu'ya öylesine kararlı bir şekilde girmişlerdir ki, yeni vatanları için her şeylerini ortaya koymuşlar, Anadolu’ya sahip olabilmek için dişleriyle tırnaklarıyla mücadele vermişlerdir. Göçer Oğuzlar Anadolu'ya sadece askerler olarak girmemişlerdir.

Büyük devletler kurarak, deneyimli bir topluluk olarak Anadolu'ya gelen Oğuzlar özellikle atlı, kıvrak askeri bir güç olarak Bizanslıları adeta felç etmişlerdir.

Hantal güçlerden oluşan Bizans orduları, sığındıkları kale ve burçlardan Oğuzların gelişlerini adeta seyretmişlerdir.

Bizans ordularını oluşturan yerli halk Oğuzların üstünlüğünü görünce Batıya ve Güneye göç etmeğe başlamış ya da Selçuklulara sığınmıştır.

Bizans özellikle "Rum" nüfusu sistemli olarak İzmit, İstanbul ve Trakya'ya göndermiştir.

300 yıl süren Arap-Bizans savaşlarında tarım ticaret imkanı kalmayan halk, bir de Moğolların kendilerine hayat hakkı tanımayan vahşeti karşısında çareyi göçte ve kaçmakta buluyordu.

Selçuklulara karşı ordu kurmakta "yerli" halk unsurundan yoksun kalan Bizans sürekli yenilgilerle gerilemekteydi.

Oğuzlar Anadolu’ya geldiklerinden, Anadolu'nun etnik yapısı da homojen değildi.

Romalıların bölgeye hakim olduğu Selevkuslar döneminde (M.Ö. 323) Anadolu'da 6 kırallık mevcuttu. Bunlardan Kapadokya, Bitina, Bergama krallıkları Rum, Pontus ve Kommagame kırallıkları İran kökenliydi. Pontus daha sonra rumlaşmıştı. Ayrıca Sami Süryaniler ve Ari Ermeniler mevcuttur.

Doğu Anadolu’daki yerli halk "Kürt" olarak tanımlanmıyordu.

Oğuzlar Anadolu'ya geldiklerinde kendilerine karşı koyan topluluklar Bizans egemenliğindeki Rumlar, Ermeniler ve Süryaniler idi.

Burada bugünkü Türk halkının çeşitli unsurların ve bu arada İslamı kabul ederek Türkleşmiş Rumların oluşturduğu "varsayımını" ileri süren bazı araştırmacıların iddialarının büyük bir yanılgı olduğuna da değinmek gerekir.

Birincisi, özellikle Rum nüfus Anadolu'dan hızla çekilmiştir. ikincisi Selçuklu'ya sığınan azınlıklar Türklerle karışmamışlardır. Bu gerçeğin görgü tanığı Arap gezgini Ibn-i Batuta’dır. İbn-i Batuta Anadolu'da gezdiği şehir halkıyla ilgili açık bilgiler vermiştir. Ziyaret ettiği şehirlerde Türklerin, Ermenilerin, Rumların, Yahudilerin her birinin "ayrı ayrı" mahallelerde oturduklarını ve Rumların az olduklarını belirtmiştir.

Ayrıca, Sir William Ramsey Rum'lukla ilgili bir gerçeği de dile getirir. Anadolu Rumluğu DİN üzerine yerleştirilmiş bir millettir. Doğrudan doğruya bir millet değildir. Grekler ancak

Ortodoks Kilisesinin sayesinde bir araya gelebildiler. Anadolu'da milliyet ve millet manasında Rumluk yoktur. "(Hilmi Göktürk, Türk Mührü, s.44)

Anadolu Rumlarının Grek'liği Prof. Manfreal Korfman'ın 1998 yılında Truva kazılanndaki bulgularıyla artık iyice tartışmalı bir hale gelmiştir. Bulgular Truvalı'ların Grek olmadığını, dillerinin bir Anadolu dili olan Luvi'ce olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Anadolu'da Oğuz yerleşimini ayrıntılı olarak incelemiş olan C.Cahen'in pek çok kitapta yer alan aşağıdaki tespitleri bir çok soruyu aydınlatmaktadır.

"XI.yüzyıldaki Küçük-Asya'nın antik çağdakine benzemediğini hatırlatmakta yarar var... Herşeyden önce iki husus iyice belirtilmelidir. Zayıf nüfus yoğunluğu ve halkın bir kısmının yeni menşei, unsurlarından pek çoğunun YUNANLILAŞMAMIŞ olması, Küçük-Asya'nın çevresindeki vadiler, özellikle, bir tarafta Ege'ye doğru, diğer taraftan Ermenistan'da gayet kalabalık iseler de, Orta bölgenin yan çöl iklimli yaylaları seyrek bir nüfus veya sadece nüfusun yoğunlaştığı birkaç noktadan ibaretti. Antik çağ sonunda kazanılmış olan halk zirai çalışmalar ve sulama işlerinde çalışmaya alışmış olduklarından çalışmalarına engel olacak istila hareketlerinde özel bir nazik duruma sahiptir. Halbuki bundan daha beteri başlarına gelmişti. Arap istilası bir fetih ile sonuçlanmamış Bizans ise bunları tamamen geri atamamıştı. Ülke üç yüzyıl boyunca akınlara ve karşı-akınlara maruz kalmıştı. Halkın bu durumdan son derece fazla acı çektiklerini tahmin etmek hiç de zor değildir. ÜSTELIK BİZANS, YUKARI FIRAT TARAFLARINI BOŞALTARAK BÖLGENİN AHALİSİNİ (Kİ BUNLAR HIRİSTIYAN TARİKATINA MENSUP OLAN PAULİCİENLER'DİR) SİSTEMLİ BİR ŞEKİLDE TRAKYA'YA SÜRÜYORDU. Cezire'nin Monofizistler'i Malatya bölgesine yerleşmişlerdi.-.Daha sonra Ermeniler, kalabalık bir şekilde ülkelerini terkederken Kapadokya, Klikya, Antakya ve Urfa taraflarına göç etmişlerdi."

14'ncü y.y. la gelindiğinde Anadolu Batı'lı gezginlerce Türkomania-Türk İli olarak tanımlanmaktadır. İsim babası ise ünlü gezgin Marco Polo'dur. Adı tespit edilemeyen bir başka yazar da aynı yüzyılda Erzurum Van yöresini Türkmenistan olarak anmaktadır. Ermeni araştırmacılar da bölge için Türk İli tabirini kullanmaktaydılar.
 
 

..........................................................................................

 
 

Selçuklular ve Osmanlılar'ın ilk dönemlerinde Beylikler:
 

Anadolu'nun ne denli yoğun bir şekilde Türkleştiğinin en önemli kanıtları, Selçuklular ve Osmanlılar'ın ilk dönemlerinde kurulmuş beyliklerdir.

1. Yukarı Fırat'ta Saltuklar (1072-1202) Erzurum, Bayburt, Tercan, İspir, Oltu, Muangert ve Kaçmar şehirlerini içine alan bölgede kurulmuştu.

2. Aşağı Fırat'ta Mengücekler( 1080-1228) Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebinkarahisar.

3. Bitlis ve Erzen'de Dilmaçoğulları (1084-1393)

4. Van Bölgesinde Sökmenliler (Ahlatşahlar) (1110-1207) Malazgirt, Ahlat, Ercis, Adilcavaz, Eleşkirt, Van, Tatvan, Silvan ve Muş.

5. Diyarbakır'da Yınal Oğulları (1098-1183'»

G. Harput'ta Çubukoğulları (1085-1113) Harput, Palu, Çemişkezek, Arabgir.

7. Artuklar (12-15 yy.) Doğu ve Güneydoğu Anadolu; Harput, Palu, Siirt, Diyarbakır, Harran, Halep, Silvan, Malatya, Hani,

8. Karakoyunlu Türkmen devleti (1365-1496) Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Kafkasya, kısmen İran, Irak ve Herat

9. Akkoyunlu Türkmen devleti (1469-1508) Karakoyunlu bölgeleri

10. Danişmendoğulları (1097-1178) Bayburt, Kayseri, Sivas, Maraş, Elbistan, Ankara, Çankırı, Çorum, Amasya, Tokat bir ara Ünye, Bafra

11. İnal Oğullan (1095-1195) Diyarbakır, Harput kısmen Tunceli,

12. Çobanoğulları; Kastamonu ve Çevresi

13. Çaka Bey; İzmir ve çevre adaları.

Osmanlıların ilk dönemlerinden başlayarak uzun bir süre Anadolu'yu denetleyen beylikler ise şunlardır:

1.Karamanoğulları; Konya

2. İnançoğulları; Denizli

3.Saruhanoğulları; Manisa

4. Aydınoğulları; Birgi, Keles, Ayasluğ, Bodemya, Sultanhisar, Sard, Güzelhisar, Tire, Alaşehir ve kısmen İzmir

5. Candaroğulları; Kastamonu, Sinop, Safranbolu, Taraklı-borlu, Çankırı, Kalecik, Samsun.

6. Germiyanoğulları; Kütahya, Tavşanlı, Gediz, Eğriöz, Simav, Eşme, Kula, Sirke, Selendi.

7. Hamidoğulları; Antalya, Teke ili

8. Ramazanoğulları; Çukurova

9. Dulkadiroğulları; Maraş, Elbistan

10.Ertene/Aratna; Sivas, Kayseri
 
 


 

Özet:
 

Özet olarak; Anadolu'daki Türk varlığının derinliğinin M.Ö.2000 yılma uzandığını düşündüren fevkalade önemli veriler mevcuttur. Türkler Oğuz'lardan 700 yıl önce Hun, Ağaçeri, Sabir olarak Anadolu'ya girmişlerdir. Romalıların Uz, Peçenek, Bulgar, Rumen gibi Türk unsurları Anadolu'da iskan ettikleri bilinmektedir. Özellikle 8 ve 9.yüzyıllarda Arap fetihleri sırasında "sugur"lar olan Erzurum, Malatya, Maraş, Ahlat, Tarsus, Misis, Antakya, Adana hattına büyük Türk guruplar yerleştirilmiştir. 1071 Malazgirt zaferi sonrası büyük bir güç olarak ve bir kaç dalga halinde Anadolu'ya giren Oğuzların kurduğu Selçuklu devleti onu izleyen Osmanlı devleti dönemlerinde daha 15 yy gelmeden Anadolu Türkleşmiştir.

Dolayısıyla Türkler, Anadolu'da 13-yüzyıldan bu yana çoğunluk ve egemen unsur olagelmişlerdir.

Ayrıca, Türkler "çok karışık" bir unsur da değillerdir. Oğuzlar Anadolu’ya geldiklerinde Bizans, Arap çekişmeleri döneminde özellikle Rum nüfusu Batıya çekmişti. Halk göç etmişti. Oğuzların geldiği dönemde de Rum nüfusun Trakya’ya kaydırılması sürmüştü. Ayrıca Rumların Hıristiyan Oğuzların Müslüman olmaları karışımı engellemiştir. Seyyahların da belirttiği gibi farklı din gurupları farklı mahallelerde oturmaktaydılar.

Diğer yandan 13.y.y.dan bu yana Türklerin büyük bir gurubunu oluşturan Aleviler inançları gereği 700 yıl boyunca dışarıya kız vermemiş, dışarıdan kız almamışlardır. Aleviliğin Alevi aileden doğma şartına bağlı olduğu da düşünüldüğünde Türklerin Anadolu’daki en az karışık unsur oldukları gerçektir.
 

..........................................................................................

 
 

YOU ARE HERE: This section is "3- Roots of Turks"
HOME  İLK SAYFA 
FAQ - PKK Index  (ENGLISH  ONLY) PKK      (Soru-Cevap Dizini) 
Turks and Kurds     (ENGLISH  ONLY) Türk-Kürt konusuna genel bakış
Ministry  of  Foreign  Affairs  Links Dısişleri  Bakanlığı  ilişkili  sayfalar
Greek ( Hellas )  Support for Terrorism Teröre Yunan Desteği
 * Ethnicities in Turkiye  - INDEX *  * Türkiye'nin Etnik Yapısı- indeks *
1- Ethnicity:            Introduction 1- Etniklik:   Giriş 
2- Roots of Kurds  2- Kürtlerin kökeni 
3- Roots of Turks  3- Türklerin Kökeni 
4- The Alloying of Turks & Kurds 4- Türk-KürtKaynaşması 
               LINKS                iliskili  sayfalar
..
 
 
 
 
 
 


FastCounter by LinkExchange
Play Blackjack | Blinds | Iowa Bank Foreclosures | Keeping Downline | Boxgame Alle Nye Pc Spil Med Service