|
TÜRK KÜRT KAYNAŞMASI
Türkler ve Kürtler Anadolu'da yaklaşık 1000 yıldır (diğer
coğrafyalarda çok daha uzun süreler) birarada yaşamaktadırlar. Böylesine
uzun süreli bir beraberliğin tabii sonucu kaynaşmak olmuştur. Bugün yapılmış
olan pek çok araştırma ve inceleme bu gerçeği kanıtlamış ve tespit etmiştir.
Türkler Doğu ve Güneydoğuda pek çok istilacı kavim gibi
gelip geçici olmamışlar, buraları yurt tutarak yerleşik bir düzene geçmişlerdir.
1071 den başlayarak bugün Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerde
egemenlik kurmuş beylikler içinde Yukarı Fırat'a Saltuklar (1072-1202),
aşağı Fırat'ta Mengücekler (1080-1228), Bitlis ve Erzen'de Dilmaçoğulları
(1084-1393), Van bölgesinde Sökmenliler (Ahlatşahlar) 1110-1207), Diyarbakır'da
Yınaloğulları (1098-1183), Harput'ta Çubukoğulları (1085-1113), Doğu ve
Güneydoğuda Artuklular mevcuttur.
Ayrıca Doğu ve Güneydoğu Anadolu Karakoyunlular (1365-1463)
ve Akkoyunlu (1469-1508) Türk devletlerine de yurt ol-muştur.
Bölgede; Afşarlı, Oğuzlu, Cerit, Halaç, Karaçay, Türkan
ve benzeri Türk soy, uruk, ulus, boy ve oymak adlan ile kurulan köylerin
sayısının yüzleri aştığı Prof. Mehmet Eröz tarafından tespit edilmiştir.
Bunların dışında eski Türk unvanlarına, yerleşme, akrabalık ve coğrafi
duruma göre isimlendirilmiş sayısız Türkçe isimli köyler de mevcuttur.
Bunlara Kınıklı, Türkmen yaylası, Kırgız tepesi, Kıpçak
çeşmesi, Timur tepeleri, Türkmen deresi gibi yer isimleri de eklenebilir.
Sayılan mahallerde ismi Kürtçe olan sayısız yerleşim birimi
ve yöre mevcuttur. Türklük ve Kürtlük bu denli yanyana ve içiçedir.
Bir toplumun manevi kültürünü oluşturan iki temel unsurdan
biri dil diğeri dindir.
Kürtlerin % 85'inden fazlası Türkçe konuşur. Bir dili
bilmek o dilin kültürünü de paylaşmaktır. Ayrıca Kürtçe'de Oğuz Türkçe’sinin
derin izleri mevcuttur ve bu dildeki Türkçe ve Türkçeleşmiş kelimelerin
oranı %40'tan fazladır.
Türk Kürt birlikteliğini kanıtlayan
verilerin özeti:
Bu birlikteliği kanıtlayan verileri kısaca bir defa daha
özetlemek konunun önemi bakımından yararlıdır.
Kürtler geniş bir coğrafyada Türklere bağlı "tire", "oymak",
"uruğ" "boy" olarak yaşamışlardır.
a) Macar araştırmacılar, Macaristan’da 18 Çekoslovakya’da
5 Kürt adlı Türkmen Oğuz köyü belirlemişlerdir.
b) Orhun anıtlarının yakınında, tarih olarak daha eski
Yenisey anıtlarından Elegeş anıtları da Göktürklere bağlı oymağın kağanı
Alp Urungu açık bir Türkçeyle kendisini "Kürt" olarak tanıtmıştır. '(732
öncesi)
c) Aslen Türk olan Kalaçlar, Gürler gibi büyük oymaklar
tarihin bazı dönemlerinde bazı coğrafyalarda Kürt olarak isimlendirilmişlerdir.
d) Ebulgazi Bahadır Han Secere-i Terakime (Türklerin Seceresi)
adlı eserinde "Khizir Eli oymakları içinde bir Kürt boyuna Kürtler derler.
Anlar Kızıl Çura'nung neslinden tururlar"
e) Doğu Buhara'da Kend-i Kürt ve Kırımda da Kürt isimli
köyler mevcuttur.
f) Afganistan Türkleri arasında incelemeler yapmış olan
Gunnar Jarring, bugün en soylu Kürt aşireti olarak tanımlanan Mukrileri,Tumanoviç'e
dayanarak Göklen Türkmenlerinden gösterir.
g) 1922'de Sovyetlere baş kaldıran ve Kürt denilen Seneklilerin
Türk oldukları ve Türkçe konuştukları belgelenmiştir.
h) Şerefname (1576) "Kürt Döğeri" tabiri kullanır. Döğerler
büyük Oğuz boylarından' biridir. Osmanlı Tahrir defterleri kayıtlarında
da Kürt Döğerler arasında yaygın isimlerin Gün-doğmuş, Budak, Kaya, Yağmur,
Bayram, Durmuş, Dündar, Karkun olduğu belgelenmiştir.
ı) Bugün Maraş'ın Pazarcık ilçesinde 20 Kürt köyünü kurmuş
olanlar KILIÇLI Kürtleridir ki bunlar önemli bir Oğuz boyudur ve Osmanlı
tahrir defterlerinde Türklükleri açıkça bellidir.
j) VII. y.y. yazılmış "Ağvan Tarihinde" Doğu Anadolu ve
Azerbaycan’da yaşayan toplulukların şu ifadeden de anlaşılacağı üzere Türk
oldukları açıktır. (Ermeni Tarihçisi Moisey)
"Bu topluluklar uzun saçlı mahir, ok atan kimseler olup,
taştan koç, at vb. heykeller yansıtmada da oldukça usta idiler. En büyük
ilahlarına KHAN (han)-TANRI derler"
k) ll. ve l6ncı yy. da Doğu ve Güneydoğuda yerleşik Oğuz-Türkmen
beylikleri ve Devletleri şunlardır;
1. Yukarı Fırat'ta Saltuklar (1072-1202)
2. Aşağı Fırat'ta Mengücekler (1080-1228)
3. Bitlis ve Erzin'de Dilmaçoğulları ( 1084-1393)
4. Van bölgesinde Sökmenliler (Atlahşahlar) 1110-1207)
5. Diyarbakır'da Yınaloğulları (1098-1183)
6. Harput'ta Çubukoğulları (1085- 1113)
7. Doğu ve Güneydoğuda Artuklar (12-14.y.y.)
8. Karakoyunlu Devleti (1365-1469)
9. Akkoyunlu Devleti (1469-1508)
1) Anadolu’da mevcut 119 "Kürt" isimli köyün büyük çoğunluğu
Batıdadır. Bunların bir kısmını yerinde inceleyen Prof.Mehmet Eroz, incelediği
köylerin halkını tamamen Türkmen olduklarını ve Türkçe konuştuklarını belgelemiştir.
m) Kuşadası'ndaki Türkmen mahallesini kuranlar Bozulus
Türkmenlerine mensup "Kürt Mihmatlu Oymağı"dır. Artvin, Yusufelinde Tünges
köyündeki Kürt isimli mahallede Türkmenler oturmaktadır.
n) Alman Bilim adamı De Groo't'un verdiği bilgiye göre
Orhun anıtında mevcut 532 kelime bugünkü Anadolu Kürtçesinde kullanılmaktadır
ve Yenisey antlarında Uygur hakanı "Ey Kürt Beyleri" diye seslenmektedir.
Oğuz Hanın 24 torunundan birisini adı da “KÜRT'dür. (Prof.A.Taner Kışlalı,
Cumhuriyet 16.10.1998)
o) 451 yılında Kafkasya'dan gelerek Mugan'n güneyinde
yurt tutan ve Balasagun şehrini kuran Ak-Hunlara Arap kaynakları Ekrad-ı
Balasagun derler. Ekrad Arapça’da Kürtler anlamına gelirse de Arap İranlı,
Osmanlı tarihçiler "ekrad" kelimesini "konar-göçer" aşiret anlamında kullanmışlardır.
p) Doğu ve Güneydoğuda çoğunluğu Oğuz, Türk, boy, uruk,
oymaklarından alınma isimlerle ve eski Türkçe ile anılan yerle-şim birimleri,
ırmak, su, vadi, çeşme, isimleri Batı Anadolu’dan daha yoğundur. Örneğin:
Türkmen yaylası, Kırgız Tepesi, Kıpçak Çeşmesi, Timur Tepeleri, Türkmen
Deresi, Döğer, Avşarlı, Çepni, Tirik, Bayatlı, Beydilli, Tırgeş(Turgeş)
Koçkar, Karabörk, Akrak, Ekrer, Totos, Kobi, Mama, Kızık, Bozcalı, Kozan,
Ulaş, Kongur, Acar, Çakıran, Kapanlı, Oyratlı, Kaskan, Tonguz, Sıp, Yatağı,
Tarhan, Tutuk, Karaçar, Kaskan, Tevkan, Sökmen, Karduk, Sarvan, Suvarlı,
İspir vs.
Daha yüzlercesi sayılabilecek bu etnik kökenli ve 1000
yıla yakın geçmişe sahip bu isimler Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki Türk-Kürt
kenetlenmişliğinin çok değerli tanıklarıdır.
r) Kürtçe yapısal olarak da Oğuz Türkçesinden önemli ölçüde
etkilenmiştir.
s) Kürtçe'deki kelimelerin %40'ı Türkçe ve Türkçeleşmiş
kelimelerdir. Bugünkü Kürtçe'de de Türkçe kelime sayısı kullanılan Türkçe'den
fazladır.
KürÜer'mde, Türk'ler gibi neredeyse tamamı müslümandır.
Kürtlerin yaklaşık %90'ı Sünni’dir. İslam dinine son derece bağlıdırlar.
İslami değerler iki toplumu birbirine yaklaştıran en güçlü bağlardır.
İslamı; kendi yaşam tarzı içinde yoğurarak, töre ve gelenekleriyle
birleştiren kırsal kesim Türkmeni, Anadolu insanının bir inanç kurumu olan
Alevilik de Kürtlerce paylaşılır.
Türklere mahsus 24'lü toplumsal-idari düzene Kürt aşiretleri
arasında da rastlanır. 12 hayvan esaslı Türk takvimi Kürtlerde de mevcuttur.
Atalar Kültü, Yersu Kültü, Ateş Kültü inançları Kürtler ve Türklerce paylaşılır.
Yapılan Folklor araştırmalarında atasözleri, tekerleme,
bilmece türkü ve maniler, düğün ve yas törenleri, mezar taş-lan, cirit,
sinsin, aşık gibi oyunlar ülüş gibi gelenekler, al karası gibi inançlar
Kürtler ve Türkler arasındaki kültür paylaşımını kanıtlamıştır.
Nevruz Türklerin ve Kürtlerin ortak bayramıdır. Türk Cumhuriyetlerinde
görülen " kırmızı, sarı, yeşil " renge tutkunluk Kürtler arasında da yaygındır.
Davul, zuma ve bağlama iki toplumunda vazgeçilmez müzik
enstrümanlarıdır.
Zaman içinde çeşitli tarihi ve sosyal nedenlerle Türkleşen
Kürtler, Kürtleşen Türkler olmuştur.
Kürtleşen Türklere örnek olmak üzere Ziya Gökalp'in 1920'lerdeki
tespitlerini aynen aktarmakta yarar vardır.
Ziya GÖKALP’ in Diyarbakır ve çevresini kapsayan araştırmaları
üç ay sürdü. Sağlık şartları ve erken vefatı nedeniyle araştırma ne yazık
ki tamamlanamadı, çok dar bir yöreyle sınırlı kaldı ve böylesine önemli
bir konu ihmal edilip, unutuldu. Ziya GÖKALP'in kısa tetkikinde yaptığı
tespitlerden bir alıntı aşağıdadır.
Bu araştırmanın sonuçlan da Türk-Kürt kardeşliğinin somut
bir belgesidir.
"Türklerle Kürtlerin ihtilatından (karışmasından) başka
neticelerin çıktığını görüyoruz. Kürtlerle beraber yaşayan Türkmen aşiretleri
tedricen Kürtleşmişlerdir. Mesela, Urfa ile Siverek arasındaki Döğer nahiyesi
Kürtçe konuştukları gibi, buna komşu olan Badıllılar (Beğdilliler) de Kürtçe
konuşurlar. Siverek'te Bucak nahiyesi de merkezindeki "Gerger" kasabası
müstesna olmak üzere, Kürtçe konuşurlar. Bunlar, yukarıdaki zikrettiğimiz
aşiretlerin birer şubesinden başka bir şey değildir. Suruç kasabasındaki
Berazi müttehidesinin aşiretleri de Türk ve Kürt olarak iki kısım bulunduklarından,
ayrıca tetkike muhtaçtırlar. Diyarbakır'daki Karakeçi aşireti, Osmanlılar'ın
ecdadı olan Kayılar'dan ayrıldıklarını iddia etmekle beraber, Kürtçe konuşurlar,
Karacadağ'da bunlar komşu bulunan isimlerinin delalet ettiği veçhile aslen
Türkmendirler. ('Kürtler, Türkmenlere terk derler) Türkanlılar, Türk olduklarını
ve hatta Beğdilli boyuna mensup bulunduklarını, eskiden reislerine "Boybeği"
denildiğini biliyorlar. Fakat. Türkçe’yi tamamıyla unuttuklarından Türk
olduklarını da Kürt lisanıyla söylemektedirler.
Karacadağ'da Salur, Çarik ismindeki köyler, bu aşiretler
arasında Salurlar'la Çarukların da bulunduğunu gösterir. Karacadağ eteklerinde
Kanglı Madrabı namıyla Çeltik ekilen bir su vardır. Bu isim Karacadağ'daki
aşiretlerin Kanglı Türklerinden olduğunu gösteriyor. (Celal Harzem Şahın
askerleri başlıca Kanglılardı. Bunlardan başka, bir kısım Oğuzlarla Kalaçlar
ve sair Türkmen kabileleri de asker arasında mevcuttu. Osmanlıların ecdadı
olan Kayılar’ın da bu "Harzemliler" ile beraber geldiğini Namık Kemal Bey,
Osmanlı tarihinde iddia ediyor.)
Mardin kasabasında da Kiki aşireti vardır ki Halacan ve
Ferikhan namlarıyla iki kısımdan mürekkeptir. Kiki, Çerikhan toprağında
bulunan Koçhisar köyünün 40-50 sene evvel Türkçe konuştuğu söyleniyor.
Helacan'ın Halaçlar yani Kalaç Türkleri olduğu, Çerikhan'ın Çaruklar olduğu
bazı izlerden anlaşılıyor. (Bu aşiretlerin çöle geçerken geçtikleri boğaza
"Türk-menderesi" namı verilmektedir.") Çarukları, Diyarbakır Çaruğu köyüyle
Karacadağ'ın Çaruk Köyünde görüyoruz. (Halaçlar içinde Badılıyan köyü bulunduğu
gibi Şark nahiyesinde Bismil köyünün ihtiyarlan da Beydili iline mensup
olduklarını söylemektedirler.) Mamafih, Kiki namını alan bu Çerikhan ve
Halacan aşiretleri tamamıyla Kürtleşmişlerdir. Onlardan ayrılıp Diyarbakır
şehrinin şarkına gelen şubeleri bu sahadaki Türkman, Behramki nahiyesinin
şimal cihetindeki Tırkan aşiretinin ismi de Türkan gibi Türkman manasındaki
terk kelimesinden gelmiş olabilir. Fakat bu da tamamıyla Kürtleşmiştir.
Türkmen aşiretlerinin Kürtleştiğine, bu saydığımız misaller
kafi delil teşkil eder, zannederim.
Aşiretlerden sonra sıra köylere gelir. Yukarıda Diyarbakır'ın
Şark ve Garp nahiyelerindeki köylerin ekseriyesi saydığımız aşiretlerin
yaşadıkları sahalardaki köy isimleri gibi Türk isimlerini taşımaktadırlar.
Türkçe olmayan köy isimlerinden mühim bir kısmı, esasen eski Geldanilerle
Araplardan kalmadır. Yalnız cüzi bir kısmı Türkçe bir ada maliktir. Türkçe
ismini taşıyan bu köylerde vaktiyle Türkmenlerin oturmakta olduğu şüphesizdir.
Çünkü bu Türkçe isimler tesadüfü olarak o köylerin unvanları olamazdı.
Acaba bu köylerin eski Türk ahalileri ne oldular. Şüphesiz Kürtlerle beraber
yaşayan Türkmen illeri gibi Türkmen köyleri de ya şehirlere hicret ettiler
yahut Kürtleştiler. Bunlardan yalnız Şii oldukları için temsile mukavemet
eden 10 köy Türkmenlikte sebatkar kalabilmişlerdir. Bunlar da Türkmen nahiyesi
ile Kiki ve Şark nahiyesinde kalmışlardır. (Dersim'de ise bilakis yalnız
Şii Türkler Kürtleşmişlerdir.) Türkmen aşiretleriyle köylerinin bu Kürtleşmesine
mukabil, şehirlerde de makus bir temsil vukua geliyordu. Şark ve Cenup
vilayetlerinde köy ve çadır hayatında Kürtleşmeyi istemeyen Türkler, ekseriyetle
şehirlerde toplandıkları gibi bu Türklük merkezlerine gelen Kürt ailelerini
de Türkleştirmektedirler.
Bu konuda daha pek çok araştırma yapılmış ve aslen Türk
olan bir çok topluluğun sonradan Kürtleştiği ortaya konulmuştur.
Türk-Kürt kaynaşması sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya
mahsus bir olgu da değildir.
Tarih içinde sayısız örnek ve belgeyle kanıtlandığı üzere;
Kürtler çok geniş bir coğrafyada bir oymak ya da uruğ olarak Türkler içinde
yer almıştır.
Kalaçlar, Gürler gibi pek çok Oğuz boyu ise değişik dönem
ve yörelerde Kürt olarak anılmışlardır.
Kürtlerle Türklerin ne denli kaynaşmış olduğu ve somut
verilerle kanıtlanmış birlik ve beraberlikleri bugün üzerinde en fazla
durulması gereken tarihi bir gerçektir.
Sonuç - Öneri
Yapılan araştırmalar Kürtlerin kökenini aydınlatmamıştır.
Ortaya konan tezlerden hiçbiri sadece birer VAKSAYIM olmanın ötesine geçememişlerdir.
Tüm çabalara; kaynaklar didik didik edilmesine rağmen
kanıtlayıcı belge niteliğinde verilerin tespit edilememiş olması varsayımı
aşan tezlerin ortaya konmasını mümkün kılmamış-tır.
Ayrıca; bir kısım araştırmaların, maksatlı, duygusal,
şövenist yaklaşımlar benimsemeleri gerçeği aydınlatma yolunda pek çok çabanın
heba olmasına neden olduğu gibi ciddi çalışmaları da bir ölçüde etkilemiş
ve güçleştirmiştir.
Kökenlerinin aydınlatılamamış olması ve aşırı heteradoks
bir yapıya rağmen "Kürtlük" gerek etik, gerekse emik ölçütler içinde bir
etnisite ve çağdaş tanıma ve kabule uygun özgün bir toplumsal kimliktir.
Kürt kimliğinin özgün nitelikleri onu diğer toplum kimlikleriyle eşit ve
aynı derecede saygın kılmaktadır.
Kürt kimliğinin önemli bir sorunu; çok parçalanmış değişik
coğrafyalarda yaşayan, dolayısıyla değişik kültürel değerlerin etkilerine
maruz bir topluluk olarak ortak bilinç oluşturma yönündeki zafiyetidir.
Kimlik olarak tüm Kürtlüğü kapsayan temsili bir tanım yapmakta güçlükler
mevcuttur.
Ayrıca, feodal yapı içinde; Aşiret kimliği çok öne çıkmakta;
aşirete bağlılık ve aşiretin değerlerine, törelere, geleneklere saygı ve
geniş bir coğrafyada sayısız aşiretin mevcudiyeti ortak Kürt kimliğinin
belirginleşmesini ve Kürtlük bilincinin berraklığını etkilemektedir.
Kürtçe'nin dil olarak sorunları ve ayrıca lehçeler arasında
olduğu kadar, lehçelerin kendi içlerindeki farklılaşmış alt kümeleri DİL
BİRLİĞİ SAĞLANMASINI engellemektedir. Sorani ve Kırmanç ayırımcılığı da
ortak kimlik tanımında sorun yaratmaktadır.
ARAŞTIRMALARIN BELGE VE KANITLARLA
ORTAYA KOYDUĞU SOMUT BİR GERÇEK İSE; TÜRK-KÜRT BİRLİKTELİĞİNİN, BÜTÜNLEŞMESİNİN,
DAYANIŞMASININ ve KARDEŞLİĞİNİN, BERABERLİĞİNİN ÇOK GENİŞ BİR COĞRAFYADA
ÇOK UZUN BİR TARİHİ SÜREÇ İÇİN GEÇERLİ OLDUĞUDUR.
Araştırmaların bu konudaki somut tespitleri barış ve huzur
için oluşturulacak politikalara temel teşkil edecek, büyük katkılar sağlayacak
mahiyettedir.
Son olarak:
Pek çok Batılı ülkenin 1800 lü yılların başlangıcın- dan
itibaren giderek artan bir yoğunlukla Kürtlük konusunu tüm yönleriyle araştırmaya
başladığı ve bu konudaki "temel verileri" 1930'lara gelmeden tamamladığı
ders alınması gereken bir gerçektir.
Batılı ülkelerin sadece Kürtlük değil dünyanın neresinde
olursa olsun, kendi çıkar bölgelerindeki tüm etnik unsurlarla ilgili politikaları;
önce bilimsel araştırmalarla gerçeği tespit etme temeline dayanmıştır.
Böylelikle; gelişmeleri doğru yorumlama, gerektiğinde
çıkarları doğrultusunda yönlendirme, gidişatı denetleme gibi konularda
sağlam dayanaklara, bilimsel verilere isnat eden politikalar üretme imkanına
sahip olmuşlardır.
Nüfusunun %10'u Kürtlerden oluşan, yoğunluk olarak değilse
de, sayısal olarak bir çok etnik gurubu barındıran Türkiye, bu konuda rasyonel
hiçbir temel geliştirmemiştir.
Dünyanın pek çok ülkesinde bugün de etnik gelişmeleri,
oluşumları izleyen, değerlendiren, bu konularda araştırmalarını sürdüren
"enstitü", "merkez" benzeri sayısız "kurum" mevcuttur.
Türkiye'nin bu konudaki duyarsızlık olarak tanımlanabilecek
ilgisizliği her şeyden önce ciddi bir görev ihmalidir. |