MAIN MENU         * Ethnicities in Turkiye  - INDEX *           HOME
 
YOU ARE HERE: This section is "2- Roots of Kurds"
.
Bu bölümde öne çıkan fikirler Featured ideas of this section
Kürtler -- ön bilgiler  Kurds -- introduction
Verilerin Yetersizliği  Inadequacy of data
Tarafgirlik  Partial, prejudiced approaches
Kürt Bölgesi ve İstilalar Kurdish geography and Invasions
Hint-Avrupa ve Ari Irk Kurds and Indo-European and Arian races
Kürtlerin antropolojik özellikleri Anthropological characteristics of Kurds
Kürt Dili Kurdish Language
Topluluğun ana unsuru Kırmanç Main factor of the group, the Kırmanc
Ekrad Ekrad
Kürt Kelimesinin Kökeni ve Anlamı The etimology and meaning of the word "kurd"
Kürdistan Kurdistan
Eyyubi Devleti Eyyubi State
Kürtlerin Kökenine İlişkin Söylenceler Myths about Kurdish origins
Kürtlerin Kökenleri Üzerine Tezler Various thesis on the origin of Kurds
1. Kardu Tezi: 1. Kardu thesis
2. Med-İskit Tezi: 2. Med-Scythian Thesis:
3. Jafetidologların Tezi 3. Thesis of the Japhetologs
4. Guti ve Önasya Kavimler Tezi 4. Guti and Anatolian Tribes Thesis
5. Kürtlerin Türklügü Tezi 5. Thesis on Turkish origin of Kurds
Ermeniler ve Kürtler Armenians and Kurds

 2- ETHNICITY OF  THE  KURDS  2- KÜRTLERİN KÖKENİ


12. yüzyıla gelinceye kadar Türkiye, İran, Irak, Suriye de dahil olmak üzere tarihte Kürdistan olarak anılmış bir bölge mevcut değildir. 

Kürt kelimesinin kullanıldığı ilk kaynak ise Göktürk alanındaki Yenisey Elegeş anıt taşıdır. Bu yazıt Türkçe olarak Alp Urungu tarafından diktirilmiştir. (732 öncesi)... Kürtlerin isim babası olarak 10.y.y. da yaşamış olan Mesudi bilinir, Kürdistan kelimesini ilk kullanan ise (sadece Cibal civarı için) Selçuklu Sultanı Sancar' dır...
 
 
 
 

Ve bugün, Türklerin ya da Sakaların egemen olmadığı hiç bir coğrafyada Kürdün mevcut olmadığı bilinmektedir. Bir başka deyişle Kürtler, Türk ve İskit coğrafyasının topluluklarıdır. Bu tespitler doğrudan Kürtlerin Türk olduğu savını geçerli kılmaz. Ancak Macarlar, Finler de Türk kökenleri kimse tarafından inkar edilemeyen "farklı etnik guruplardır." ve bugün "farklı dillere" sahiptirler. Kürtler de aynen Macarlar, Finler gibi ayrı bir etnik unsur olabilirler, olmayabilirler de. 
 

Bunu tespit edecek olan bilimdir. Ancak Kürtler Türk olmasın da ne olursa olsun gibi bilim dışı ve Batı çıkarlarını empoze bir şartlanmanın hiç bir yararı yoktur.

(Ali Tayyar Onder)
 
Until the 12th century, there is no historical region called "Kurdistan" anywhere including the terrirtories of Turkiye, Iran, Iraq, and Syria. 
The first source where the word "kürt" is used is on the Yenisey Elegesh memorial stone in the Kokturk region. This memorial stone was erected by Alp Urungu and is inscribed in Turkish. (732 AD) Mesudi who lived in the 10th century is generally regarded as the first person to name "Kurds", and the Selchuk Sultan Sancar is the first person to use the word "Kurdistan" (exclusively for the Cibal area)... 

And today, it is well known that there are no "Kurds" in any geography where the Turks or the Saka (Scythians) have not dominated at some time. In other words, Kurds are one of the communities of Turkish or Iskit (Scythian) geography. These determinations do not directly indicate that Kurds are Turks; however, Hungarian and Finnish populations are "different ethnic groups" with different "languages" whose Turkic roots are undeniable. Kurds, just like the Finns or Hungarians may or may not be a different ethnic entity. 

Scientific studies will yet determine the facts. On the other hand, unscientific and prejudiced efforts that serve Western interests by insisting that "Kurds can be anything as long as they are not of Turkic roots" are pointless.

(Ali Tayyar Onder)

 
 
 
 

  
KÜRTLER
 

Denilebilir ki, 20.yüzyılda hiç bir topluluk Kürtler kadar araştırma konusu olmamıştır. Kürtlerin kökenleri, dili, kültürü adeta didik didik edilmiştir. Kürtler hakkında binlerce eser yazılmıştır.

Kürtlüğe gösterilen böylesi yoğun ilginin pek çok nedeni mevcuttur. Örneğin Ruslar, 1856 Paris antlaşmasıyla boğazlar yoluyla Akdeniz’e inme umutlarını yitirince, yeni bir yön aramışlar ve Kafkasya, Azerbaycan, Türkiye, İran, Irak yoluyla Basra Körfezine ulaşmayı amaçlamışlardır. Bu yol ise tamamen Kürt nüfusun egemen olduğu bir bölgeden geçmekteydi. Bu nedenle Kürtleri araştırmak için V. Minorsky, B. Nikitin ve Jaba gibi bugün Kürtolojinin önde gelen isimleri olarak anılan kimseleri Urmiye ve Erzurum konsolosluklarına getirmişlerdir. Hiç bir planlarında tesadüflere pay bırakmamayı ve geleceği belirlemekte hazırlıklı olmayı ilke edinmiş Batılılar ise dünyanın başlıca petrol rezervi olan Orta Doğunun etnik yapısını en küçük ayrıntısına kadar araştırmayı ihmal edemezlerdi. Klasik bir Batı stratejisi olan böl, yönet yöntemi ise bölgede Türk, Fars, Arap dışında, kendi denetimlerine tabi yeni bir unsur yaratılmasını yararlı görmekteydi. Onlar da bu yeni unsuru keşfetmekle görevlendirdikleri araştırmacıları bölgeye yığmışlardı. Kürt milliyetçileri ise duygusal yaklaşımlarla bir efsane peşine düştüler.

Bütün bu yönlendirilmiş, maksatlı, duygusal çabalar sonuçta bilimin şaşmaz, tavizsiz ilkeleri karşısında yenik düştüler ve ortaya tahmin niteliğinde varsayımları aşmayan, birbirleriyle çelişen çok sayıda farklı "tezler" çıktı. Kürtlerin kökenleri aydınlatılamadı.

Bu yoğun çalışmalar, iyi ayıklanmak ve bilimsel nitelik gözetilmek şartıyla yine de önemli bir veri birikimi sağladı.

Kürtlerin kökenlerinin aydınlatılabilmesi için araştırmalarda aşağıdaki ön koşulların gözetilmesi gereklidir.

1. Bir topluluğun kökenlerini o toplumun bugün yoğun olduğu bölgede araştırmak pek çok örneğin kanıtladığı gibi her zaman geçerli bir yöntem değildir. Bir örnek Türklerdir. Bugün Türklerin yoğun olduğu bölge Anadolu'dur. Ancak Türklerin kökeni binlerce kilometre uzakta, Orta Asya'dadır. Kürtler bugün Orta Doğuda yoğunlaşmış bir topluluktur. Ancak Kürtler küçük guruplar halinde de olsa Asya, Azerbaycan, Horasan, Kur-Aras boyları, Yenisey, Macaristan hatta Çekoslavakya gibi bir coğrafyada da mevcuttur.

2. Kürtlerin kökenlerine ya da kimliğine ilişkin veriler yansız, objektif bir bilimsellikle önyargısız değerlendirilmelidir. Ayrıca bilinmelidir ki, on binlerce yıllık insanlık tarihi içinde hiç bir topluluğu tek bir ırki kökene bağlamak mümkün değildir. Özellikle Batılıların kendi çıkarları nedeniyle Kürtlüğü ne yapıp edip Türklükle ilişkilendirmemek şeklinde empoze ettikleri ön-yargı bir kenara bırakılmalıdır. Bilimin göstereceği gerçek kabul edilmelidir. Kürtlerin Rus, Çin, Arap, İranlı, Hint kökenli olup olmadıkları değildir sorun, Kürtlerin sadece kim olduklarıdır. Kaldı ki Kürtlerin kökenleri konusunda tartışılabilecek bir tez olan SAKA'lık (İskit) Kürtleri Türklere yakın göstermektedir. Kürt Türk kaynaşmasını belgeleyen bilimsel veriler hiç bir tezde böylesine açık değildir. İskitlerin Türk unsurunun egemen olduğu bir etnik oluşum oldukları da kanıtlanmıştır.

Ve bugün, Türklerin ya da Sakaların egemen olmadığı hiç bir coğrafyada Kürdün mevcut olmadığı bilinmektedir. Bir başka deyişle Kürtler, Türk ve İskit coğrafyasının topluluklarıdır.

Bu tespitler doğrudan Kürtlerin Türk olduğu savını geçerli kılmaz. Ancak Macarlar, Finler de Türk kökenleri kimse tarafından inkar edilemeyen "farklı etnik guruplardır." ve bugün "farklı dillere", "farklı devletlere" sahiptirler. Kürtler de aynen Macarlar, Finler gibi ayrı bir etnik unsur olabilirler, olmayabilirler de. Bunu tespit edecek olan bilimdir. Ancak Kürtler Türk olmasın da ne olursa olsun gibi bilim dışı ve Batı çıkarlarını empoze bir şartlanmanın hiç bir yararı yoktur.

3. Etnik kimlik dönemseldir ve değişkendir. Bir topluluk belirli şartlar altında belirli bir donemde bir etnik kimlikle, başka şartlar altında başka bir dönemde bir başka etnik kimlikle ortaya çıkabilir. Bugün ne Hun vardır, ne Eti, ne İskit, ya da Sümer, Frig, Kimmer vs. bundan 10.000 yıl sonra belki de ne Fransız, Alman, Habeş, ya da Türk olacaktır.

Dolayısıyla Kürtlük hangi dönemin, hangi şartların etnik oluşumuysa o dönemin şartları çerçevesinde tanımlanmak zorundadır.

"Bugünkü" Kürt tabakası dil, coğrafya, tarih bilimlerinin bütün verileriyle açıkça kanıtlanmaktadır ki ağırlıklı olarak Türk, Fars, Arap ve azınlık olarak yerli unsurların kaynaşmasıyla oluşmuş yeni bir kimliktir.

4. Çağımız dünyasında etnik kimliği belirleyen öğe ırk değil kültürdür. Kimlik bir duyumsama, kabul, inançtır. Bugün Almanya’da anası babası Türk ya da başka kökenden işçi çocuklar "Ben Almanım" demektedir. İstanbul'da yapılmış Konda A.Ş. araştırmasında anam babam Kürt diyen %7.6 lık gurubun yarısı ama ben Türküm demektedir. Urfa'daki öz be öz Oğuz Türkü Karakeçiler dillerini unutup Kürt kimliğini benimsemişlerdir. Yüze aşkın farklı kökenden milyonlarca insan bugün ben Amerikalıyım demektedir.

Sonuç olarak, Kürt kimliği ve Kürt kökenini açıklığa kavuşturmak için her şeye önyargısız olarak ve bilimin ışığında yeniden başlamak gerekiyor.

Ancak şu bir gerçektir ki, bugün özgün bir Kürt Kimliği vardır ve bu kimlik dünyada mevcut bütün etnik kimliklerle eşit ve onlar kadar saygındır.

Çağdaş bir kültür dili düzeyinde ve lehçelerinde dahi sorunları olan ortak bir dil niteliğine sahip olmamasına rağmen Kürtçe de özgün bir dildir.

Kürtlüğün gurup tarafından farklı algılanma düzeyleri de Kürt kimliğini inkar için gerekçe değildir.

Bu bölümde Kürtlerin kökenlerine ilişkin tezlerin ve bu tezlerin çelişkilerinin daha iyi anlaşılabilmesi için Kürt tanımını ilgilendiren temel kavramlarla ilgili ve tezlere dayanak oluşturan ön bilgiler önce verilmiştir.
 
 
 

 
.......................................................................................

 
 
 

 
 
 

Verilerin Yetersizliği
 
 

Bugün yoğun olarak Türkiye, Irak, İran ve az sayıda Kafkasya, Ermenistan, Suriye'de Kürt olduğuna inanan ve Kürdüm diyen, Kürt topluluklar yaşamaktadır. Bu toplumun tarihi kökeni tartışmalı olup, bir çok etnik unsurun karışımı heterojen bir nitelik taşıdığı yaygın olarak benimsenmiş bir görüştür.

Ortak bir kimlik bilincine sahip bir toplumun heterojen bir unsur olması ya da tarihi kökenlerinin tartışmalı ve aydınlatılamamış olması o toplumun etnik kimliğini inkar için bir gerekçe teşkil etmez. Köken ve soy birliği etnik kimliği belirleyen tek ve mutlak bir ölçüt değildir.

Etniklik çok geniş bir tanıma sahip olup, sadece soy, dil, din gibi etkenleri değil, yerine göre sürgün, örgütlenme yapısı, meslek guruplaşması ve kültür etkenlerinin biri veya bir kaçını da kapsayabilir.

Bugüne kadar Kürtlerin kökeni konusunda yapılan araştırmalar yeterli verilerden yoksun, birbiriyle çelişen tezler ortaya çıkarmış, Kürtlerin çok karışık etnik unsurlardan oluşmuş heterodoks bir topluluk olduğu gerçeğini pekiştirmiştir.

Bu çalışmaların Türkiye Kürtleri açısından ortaya koyduğu önemli gerçek ise bu toplumun Türklerle ne denli kaynaşmış olduğudur.

Kürtlerin kökeni üzerine yapılan araştırmaları değerlendirmeye geçmeden önce belirleyici olması nedeniyle bazı konuların iyi bilinmesi gereklidir.

Bunlardan birincisi; başta Rusya olmak üzere, Osmanlı coğrafyasında önemli bir topluluk oluşturan Kürtleri ayırımcı bir unsur olarak çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyen ya-bancıların gayretleridir.

Ruslar, 1856 Paris antlaşmasıyla Osmanlı'nın bir Avrupa gücü olarak tescilinden ve sıcak denizlere inme umutlarını kaybettikten hemen sonra 1860 da St.Petersburg Üniversitesi'nde bir Kürdoloji bölümü kurmuşlar, bu arada Urmiye ve Erzurum konsolosluklarına Jaba, B.Nikitin ve V.Minorsky gibi görevlileri Kürtlüğü incelemek ve araştırmak için görevlendirmişlerdir. Bunlar bugün de Kürdolojinin önde gelen isimleridir.

Rusların gerçek niyetlerinin ne olduğunu Umumi Harpte Kafkas Cephesi adlı kitabın yazarı general Maslofsky şöyle özetler: "Rusların bu uğurdaki gerçek niyet ve ülküleri Fırat boylarında Rus-Kazakları ile Mujikleri'ni yerleştirmek, yani buraları da Kırım ülkesi, Kuban boyları ve Karadeniz Doğusu gibi Ruslaştırarak, İskenderun ile Basra Körfezine çıkmaktı." (Şükrü Seferoğlu)*

Kürtlerin kökeni ile ilgili tezler konusunda bilinmesi gereken bir başka husus ise, bu tezlerin sağlam verilerle desteklenen yeterli bilimsel dayanaktan yoksun oldukları ve pek çok araştırmacının da kabul ettiği gibi birer VARSAYIM olmaktan öte bir nitelik taşımadıkları gerçeğidir.

Kürtler isimli eserin sahibi Rus B.Nikitin "Kürdistan hakkındaki bilgimiz doğubilimcilerin ölçüsüne göre ne kadar eksik olursa olsun, bu ülkenin "hava"sını vermemiz; "yaşam üslubunu" kavratmamız yine de mümkündür." (s.l4) Yani köken değil sadece "hava" ve "yaşam tarzı için" bir miktar bilgi mevcuttur. Aynı yazar aynı eserinde "Tarihin tanıklığı özellikle Kürtlerde olduğu gibi kesintiye uğrar ve bazı bakımlardan doğrulanmazsa, bir kavmin kökenleri çoğu zaman çözülmesi çok güç bir sorun haline gelir. "(s.20) diye açıklamada bulunduktan ve Kürtlerin kökenleri konusundaki araştırmalarda görülen görüş ayrılıklarına değindikten sonra (s.45) 'Tarih ve dilbilim alanında yaptığımız bu gezi henüz birçok noktayı karanlıkta bırakıyor ve Kürtlerin kökenleri üzerinde ancak bazı 'VARSAYIMLAR' öne sürmemize imkan veriyorsa, antropoloji de, bize bu konuda fazla yardımcı olmayacaktır." (s.48) diye ekliyor. 54.sayfada ise "Demek ki Kürtlerin kökeni çok tartışmalı bir sorundur ve yukarıda özetlediklerimize oranla daha doyurucu sonuçlara varmak için bu konuda daha bir yoğun çaba gereklidir." diyerek bu konudaki yetersizliği ortaya koyuyor.

Aynı konuda Kürdolojinin babası sayılan V.Minorsky de aynı tespitleri yapmaktadır. Birçok tespiti 'tahmin' olarak değerlendiren Minorsky, İslam Ansiklopedisine yazdığı geniş Kürtler maddesinde "Bunların yaşadıkları yerler bir çok seyyah tarafından gezilmiş, Kürtleri dil tarih, etnografya vb.. bakımından tetkik eden bir çok eserler ortaya konmuş ise de, umumi mahiyette bir tetkik henüz yapılmamış bulunduğu gibi esasen elde mevcut malumatın dağınık ve eksik bir mahiyet arz etmesi ve araştırmacıların kullandıkları usullerin birbirine uymaması böyle bir tetkiki güçleştirmektedir. " (s.1089) ve "sistemli tetkikler Kürt adı ile örtülen bir tabaka altında bir çok eski kavimlerin mevcudiyetini ortaya çıkaracaktır. (s.1091) ve "Kürtlerin menşei meselesinin hallini, Kürt, ananeleri ve İslam kaynakları kolaylaştırmamaktadır" (s.1091) diyerek yetersizlikleri vurgulamaktadır.

İhsan Nuri, Kürtlerin Kökeni isimli kitabında bugün bazı kesimlerce Kürtlerin atası sayılan Med'lerle - ki bu tezin geçersizliği kanıtlanmıştır- ilgili son derece dramatik bir tespitte bulunur. "Bu büyük milletin nasıl olup ta tarih sahnesinden kaybolduğu, adının unutulmaya terk edildiği Şeyhnamede bile adının geçmeyişi ilginçtir. 'Bugün Med diye bir aşiret de yoktur.' Acaba tüm Medlerin adlarını yitirmeleri ve özellikle Madistan'ın merkezinde Kürt milletinin ortaya çıkması nasıl olmuştur?!"(s.86) Bu sorunun cevabını bilmese de; ilmi yetersizliğini eserinde bizzat kendisi itiraf eden ve duygusal bir yaklaşım sergileyen Ihsan Nuri hiçbir bilimsel veriye dayanmaksızın Med'leri Kürtlerin atası kabul etmeye devam etmiştir. Türk ordusunda yüzbaşı iken 1925 isyanında maiyeti ile birlikte Şeyh Sait'e katılan İhsan Nuri, daha sonraları Ağrı isyanlarına komutanlık etmiş ve 1976 yılında kuşkulu bir trafik kazası sonucu İran'da ölmüş bir Kürt milliyetçisidir.

Kemal Burkay, Kürtler ve Kürdistan isimli kitabında veri yetersizliğinden yakınır, ilgili devletleri Kürdistan'da arkeolojik çalışmaları engellemekle suçlar ve Arapların fethi (7. yy) öncesi Kürt tarihi, kültür ve sanatına dair yeterli bilginin mevcut olmadığını belirtir.

Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak yukarıdaki alıntılar veri eksikliği konusunda bilgi edinmek için yeterlidir.

Ancak, Kürtlerin kökenlerinin aydınlatılması konusundaki araştırmaların başarıya ulaşamamasını veri yetersizliğine bağlamak ve bu özürde ısrar etmek bir çok yanlışın sonucudur. Bunca yoğun ve uzun çabalara rağmen veri bulunamıyorsa bulunması arzulanan verinin hiç olmama olasılığı da mevcuttur. Araştırmacıların da itiraf ettikleri gibi ne tarihi, ne edebi, ne arkeolojik, ne antropolojik, ne linguistik ve ne de başkaca yeterli hiç bir veri mevcut değilse, o zaman Kürtleri Orta Doğu kavimlerine bağlamakta böylesine inatla ısrar gereksizdir.

Batılı araştırmacıların temel yanlışı buradadır. Çünkü onlar Kürtlüğü bir Zagros kavmine bağlama saplantısı içindedirler. Oysa Kürtlükle ilgili pek çok veri mevcuttur, ancak bu veriler başka bir coğrafyada Asya steplerindedir. Yenisey Elegeş anıt taşında Alp Urungu ben Kürt ilhanıyım diye seslenmektedir.

Araştırmacıların bir başka yanlışı ise Kürtlüğü binlerce yıl öncesinden başlatmak çabalarıdır. Oysa her etnik kimlik belirli bir dönemin, belirli şartlarına bağlı olarak gelişen bir oluşumdur. Tarihin belirli bir döneminde farklı bir çok unsur belirli şartlar altında yoğrulup, bütünleşerek yepyeni bir etnik kimlik oluşturabilirler. Örneğin Etilik M.Ö. 2000, Hunluk M.S. 4-5 yüzyılın etnik kimlikleri olarak ortaya çıkmış ve bugün silinmişlerdir.
 
 
 

 
.......................................................................................

 
 
 

 
 
 

Tarafgirlik
 
 

Kürt ve Kürdofil (Kürt hayranı) bir çok araştırmacı konuya maksatlı, duygusal ve taraf olarak yaklaşmıştır.

Bunların bir kısmına göre Kürt'ler M.Ö. 5000 yılından bu yana (bazılarına göre M.Ö. 7000 hatta 9000) her türlü işgale karşı varlıklarını, dağların yüksekliklerine çekilerek saflıklarını korumuş bir ırktır. Kürtler5000 yıllık tarihleri içinde atı ehlileştiren, yazıyı bulan, şarabı yapan, rasathaneyi kuran, asfaltı, tekerleği icat eden üstün bir medeniyetin sahibi bir kavimdir.

Başını Cemşid Bender'in çektiği bu gurup adeta yeni bir uygarlık tezi getirmekte ve bilimi çarpıtmaktan, tarihi tahrif etmekten çekinmemektedir.

Öylesine ki bazı aydın Kürt araştırmacılar dahi bu denli bilimsel bir çarpıklığa baş kaldırmaktadırlar.

Kürt Dili ve Söylenceleri gibi çok titiz bir araştırmacılık örneği vermiş olan Gürdal Aksoy kitabının 139-144'ncü sayfalarını C.Bender'i yalanlamaya ayırmış ve sonuçta hain ilan edilmiştir.

Örneğin Bender; Sykes'ın The Cahph's Last Heritage kitabına atfen "Zerdüşt’ün Kürt Kökenli olduğunun kanıtlandığını" ifade etmiş, Gürdal bu kitapta böyle bir tespitin bulunmadığını kanıtlamıştır. (s.143)

Aynı kaynaklar bugünkü Kürt coğrafyasında yaşamış veya buralardan gelip geçmiş bütün Önasya kavimlerini herhangi bir bilimsel veri ya da kanıta dayanmaksızın Kürtlerin atası ve kendi aralarında akraba sayarlar. Örneğin Guti, Mittani, Mannai, Subaru, Kardu, Nayri, Med, Lulu, Urartu, Haldi, Hürri, Kassit'ler bunlar arasındadır. Hatta daha ileri giderek kimlikleri açıkça bilinen Hatti, Hitit, Asur'ları bile bu kümeye dahil edenler ve Gut-Sümer akrabalığını savunanlar da vardır.

Her şeyden önce bu kavimler içinde Kürt olmadıkları kesinlikle bilinen Hitit, Asur ve Hurriler dışında özkaynak bırakan hiçbir kavim yoktur. Bunların ne dilleri, ne tarihleri, ne kültürleri, ne de sanatları hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Bunlar hakkında bilgiler dolaylı olarak Iran ve Asur kaynaklarından elde edilmiştir.

Veriden yoksun olunması sebebiyle söz konusu kavimlerin ne bugünkü Kürtlerle ne de kendi aralarındaki akrabalıklarıyla ilgili bir tespit mümkün olmamıştır. Hititler ve Asurların kimliği açıktır. Hurri dilinin ise Türkçe’ye benzer öğeler taşıdığı İ.Zeki. Eyupoğlu tarafından Anadolu Uygarlıkları isimli eserde (s.62) ifade edilmiştir.

Ayrıca bu bölgeyi Kimmerler, Mekadonlar ve İskitler ele geçirdiği gibi bölge aşağıdaki bölümde özetlenen devletlerin işgallerini de yaşamıştır. Bu vakıa karşısında ve özellikle Kürtçe tahlil edildiğinde, ayrıca değineceğimiz antropolojik verilerin kanıtladığı çelişkiler ışığında Kürtlerin homojen saf bir soy olduğundan söz etmek hiçbir şekilde mümkün değildir.

Kürtlerin kökeni konusundaki araştırmaların başarıya ulaşmasını engelleyen bu tür şövenist ve duygusal yaklaşımların dışında; bugün elimizde mevcut bilgilerin ortaya çıkarılmasında büyük katkıları bulunanlara karşın, bazı Batılı araştırmacılar dönemlerinin siyasi konjüktürünün etkisi ya da muhtemelen görevli olarak Batı'nın çıkarları doğrultusunda yaklaşımlar sergilemişlerdir. Orta Doğuda Batı'nın çıkarları doğrultusunda kullanabileceği yeni bir unsur yaratma gayreti içinde olmuşlardır. Heteradoks Kürt toplum yapısının oluşumunda Orta Doğuyu denetleyen geleneksel ve yerleşik güçler olan İran, Türk ve Arap etmenini mümkün olduğunca göz ardı etmişlerdir.
 
 

 
........................................................................................

 
 
 

 
 
 

Kürt Bölgesi ve İstilalar
 
 

Araştırmacılar, genellikle Zagros dağları merkez olmak üzere Güney Doğu Anadolu, Kuzey Irak, Güney İran'dan ibaret dar bir bölgeyi Kürtlerin yurdu olarak ele almakta ve bazıları bu bölgede tarih içinde yaşamış bütün kavimleri Kürtlerin ataları olarak göstermektedirler. Bazıları ise ayrıca, bu kavimlerin 5000-9000 yıllık bir süreç içinde tüm istilalardan özgün kimliklerini, ırki özelliklerini koruyarak sıyrıldıklarını iddia edecek kadar ileri giderler.

Bu yaklaşım ve savların iki temel yanlışı mevcuttur; birincisi Kürtlük Zagros ve çevresiyle sınırlı değildir. Horasan, Azerbaycan, Yenisey, Macaristan'da da Kürt varlığına rastlanılmaktadır. Zagros kavimlerinin bir çoğu Asya kökenlidir. İkincisi sayılan kavimlerin binlerce yıllık süreç içinde karışmayıp saf kalmaları bilimsel örneklerin ortaya koyduğu gerçekle bağdaşmaz.

Ayrıca birer aşiret niteliğindeki küçük kavimler binlerce yıl önce tarih sahnesinden silinmiş ve üstlerinden çok güçlü ve büyük devlet kurmuş topluluklar, tabakalar geçmiştir.

Charmoy'un Şerefname çevirisine yazdığı önsözde söz konusu kavimlerin tarih sahnesinden silindiği dönemden bu yana bölgeye yerleşmiş ya da egemen olmuş şu devletler sayılmaktadır:

Ahameni'lere bağlı Ermeni Haykan Hanedanı, Büyük İskender, Ermeni Arsakileri; Antoniu'la KIeopatra'nın oğlu Aleksandrados; kah Partlara kah Romalılara tabi olan Arsakiler; Ardeşir ve Şapur Sasanileri; Galerius'tan Jovianus'a kadar Romalılar; yine Sasaniler; Bizans İmparatoru Thedosius; Sasanilere tabi Ermeni Arsakiler, yeniden Bizanslılar; ilk Arap fetihleri; Araplara tabi Ermeni Artzruni prensleri; Mervaniler;

Ahlat, Diyarbakır, Erzurum’da Şaharmenler sülalesi; Ani'de Şeddadiler; ll.Y.Y. da Selçuklular Bizans; kısmen Moğollar-Hulagu; Timur; 15-y.y Akkoyunlular, Karakoyunlular ve 16. y.y. Osmanlılar. (Nikitin, Kürtler, s.270)

Böylesine sık işgal görmüş, böylesine çok kavmin gelip geçtiği bir bölgede herhangi bir ırkın "saflığından "ve "özgün" bir uygarlıktan söz etmek mümkün değildir.
 
 

Hint Avrupa ve Ari Irk

Ari ırk teoride bugün Hint-Avrupa dillerini konuşan toplulukların ortak niteliği olarak kullanılmaktadır. Buna Avrupa’nın büyük çoğunluğu, İran, Hindistan dahildir.

Arilik tamamen "varsayıma" dayanan sanal bir kavramdır. Genel bir kabul olmayıp tartışmalı bir savdır.

Kürtçe de Hint-Avrupa dili kabul edilmekte ve Kürtler Ari’dir, denilmektedir.

Nikitin'e göre Kürtçe'nin bir Hint Avrupa dili olduğu da tartışmalı olup değişmez mutlak bir kabul değildir.

Gürdal AKSOY'a göre Ari, Aryan teriminin Avrupa burjuvazisinin bir ürünü olduğu su götürmez bir gerçekliktir. (Kürt Dili ve Söylenceleri s.148)

Ancak Maurice Duvarger daha da ileri gider ve tezi saçmalık olarak niteler, şöyle ki;

"Adı var kendi yok bir dille tanımlanan; bu adı var, kendi yok halk topluluğunu, bir çok "sözde" bilginler bir yere yerleştirmeye çalıştılar. Vardıkları sonuçların birbirini tutmazlığı, bunların saçmalığını da açıkça ortaya koymaktadır." (Kürt Dili ve Söylenceleri s.149)

Ve Duvarger bir çok bilim adamının Hint-Avrupa topluluğunun ilk ortaya çıktığını savundukları Hint'ten, K. Afrika’ya Macaristan'dan Baltığa kadar 8 farklı bölge saymalarına tutarsızlık örneği olarak işaret eder.

Özellikle Kürtçü araştırmacılar Önasya'da yaşamış bir çok kavmi de dilleri hakkında bugün en ufak bir ipucu bulunmamasına rağmen Ari olarak tanımlarlar. Oysa sanal dahi olsa Hint-Avrupalı dolayısıyla Ari olmanın ilk ölçütü dildir.

Ayrıca toplumların "dili" süreç içinde değişebilir. Öz be öz Türk olan Urfa Karakeçilileri bugün anadillerini unutmuşlardır ve Kürtçe konuşmaktadırlar. Dolayısıyla "dil gurubu" ile "ırk gurubunu" karıştırmamak gerekir. Dil temeline dayalı "Ari ırk" tanımı yanıltıcıdır.
 
 
 


 

........................................................................................

 
 
 

 
 
 

Kürtlerin Antropolojik Nitelikleri
 
 

Kürtlerin homojen bir unsur olup olmadıklarını tespit bakımından antropolojik sınıflandırılması konusunda da çalışmalar yapılmıştır. Bir çok bilim adamınca gerçekleştirilen araştırmaların yeterli bir özeti B.Nikitin'in Kürtler adlı eserinde mevcuttur.

Nikitin'in kitabının "Antropolojik Kanıtlar" bölümü şu tespitle başlamaktadır:

'Tarih ve dilbilim alanında yaptığımız bu gezi henüz bir çok noktayı karanlıkta bırakıyor ve Kürtlerin kökenleri üzerinde ANCAK BAZI VARSAYIMLAR' öne sürmemize imkan veriyorsa, ANTROPOLOJİ de bize bu konuda fazla yardımcı olmayacaktır." (s.48)

Nikitin; Kürtler konusunda araştırmalar yapmak üzere Rusların Urmiye'de konsolos olarak görevlendirdikleri bir diplomattır. Görevinin mahiyeti konuya yaklaşımım etkilemiştir. Ayrıca bir kürdofİl olarak da kabul edilir.

Nikitin'in bildirdiğine göre Stalze'nin fotoğraflarını çektiği doğu Kürtlerinin hepsi, bölgelerindeki İran halkıyla tam bir benzerlik taşıyan esmer ve son derece brakisefal tiplerdir. Van Luschan'ın Nemrut ve Zemcenli yöresinde antropolojik yönden titizlikle incelediği batı Kürtleri ise büyük oranda 'sarışın' ve 'dolikosefal' dirler

Luschan sonuç olarak bazı bölgelerde esmer ve brakisefal unsurların ortaya çıkmasını Türklerle, Ermenilerle ya da İranlılarla kaynaşmaya bağlar. Millingen Türkiye ile İran'ın kuzey sınırlarında Kürt tiplerinin çeşitlilik gösterdiğine işaret eder ve "Her ne kadar kara gözlü kara saçlı tipler hakimse de; sarı ve kestane rengi saçlar, mavi gözlü tiplere de rastlanır." (s.49) der.

Yine Van Luschan sarışın ve dolikosefal Kürtleri Cermen olarak nitelemezse de bunların Avrupa'nın kuzeyinden geldiklerini varsayar. Bu iddiasına gerekçe olarak "Kuzey Avrupa dışında hiçbir yerde şimdiye kadar, mavi gözlü, sarışın dolikosefal kaynağın tespit edilmediğini " gösterir. (s.49)

A. Başmakof’un belirttiğine göre, bu sarışın ve mavi gözlü "nordik" tipin Önasya'ya geldiği zaman dilinin Kürtçe olmaması ve Kürtçe'nin ona, kendisini boyunduruk altına alan İrani unsurlarla temasa gelmesi sonucu zorla kabul ettirilmiş olması mümkündür. (s.50)

A. Başmakov'a göre sorun 'muhtemelen' dolikasefal olan ve 'belki' de Kürdün en eski halini meydana getiren 'Kimmer' probleminin temel noktaları tespit edildiği gün açıklığa kavuşabilecektir. (Kimmerler Sibir- Kafkas'dan 8.y.y. gelip güney-doğuyu işgal etmiş bir kavimdir. Bunların Türklüğü konusunda Prof.Aydın Taner'in tez çalışması mevcuttur. (T.Ö.)

E.Soane'nin tespitleri daha ilginçtir; "..Aralarında bir çok mavi gözlü sarışın insan vardır. (Doğu Kürtleri) Bu tipteki Kürt çocuğu İngiliz çocukları arasına bırakılsa onlardan ayırdedilemez, beyaz tenlidir... Dalga dalga akan açık renk saçlar, sarkık uzun bıyıklar ve açık bir ten. Sadece yüz ölçüt alınsa ve dillerinde bulunan başka kanıt da hesaba katılmasa bile bütün bunlar ANGLASAKSON'LA KÜRDÜN AYNI KÖKENDEN OLDUĞUNU YETERİNCE KANITLAR " (Nikitin,Kürtler s.51)

Buna karşın Nikitin Kürdü; Sami (Arap vs.) saymaya neden olabilecek ayrı bir gözleme de yer verir; "Kalde'nin çok eski kralı Ur Nına'nın profili ile yukarı Mezopotamya'daki Buruk Kürdünün profilini karşılaştırmalı olarak yayımlamış bulunan Dr. Hamy bu hususu çok belirgin bir şekilde kanıtlamıştır" (s.51)

Buraya kadar gözlem, tespit ve savlarını özetlediğimiz bilim adamlarının verdikleri bilgilerin ne denli çelişkili ve farklı olduğu; Kürtlerin brakisefal mi dolikesafal mi, sarışın nordik mi yoksa esmer Önasyalı mı oldukları konusunda tam bir karmaşa ve kaosun söz konusu olduğu açıkça görülmektedir.

Nikitin kendi nihai görüşünü "saptayabileceğimiz tek şey, Kürt etnik tipinin ÇOK KARIŞIK bir karakterde oluşudur." diye özetler ve Urmiye'de kaldığı üç yıl içinde çok sayıda Kürt görmek fırsatını bulduğunu ifadeyle "Mark Sykes'in Halifenin Mirası eserinde (S.321-343-425) bulunan; Milli Kürtlerinin (Arap tipi), Gırdi Kürtlerin (Merkezi tipi), şamdinan Kürtlerinin (Nesteri ve Hakkari tipleri) fotoğraflarını, yada Lynch'ın (Armenia II.) eserinde 109. şekil (Türkmen tipi)ne 114.şekil (çok belirgin bir tip) olarak verdiği Kuzey Kürt'leri tiplerini karşılaştırırsak 'Kürt' tipi için ortak bir formül bulma düşüncesinin bir HAYAL olduğunu kolayca söyleyebiliriz." değerlendirmesine tamamıyla katıldığını belirtir (Nikitin, Kürtler s.53)

Ve konuyu şöyle bağlar "DEMEK Kİ KÜRTLERIN KÖKENI ÇOK TARTIŞMALI BIR SORUNDUR....." (s.54)

Bu açık tespitler karşısında, sayısız kavimlere yurt olmuş ve sayısız işgaller görmüş bir bölgede yaşayan bir topluluğun hiç bir veri ve kanıta dayanmaksızın nasıl olup ta tek bir kökene bağlanmak istendiği ve hele bu toplumun 5000 yıldır öz benliğini ve saflığını koruduğu yolundaki önyargılar herhalde sorgulanmalıdır.

Kürt tipiyle ilgili antropolojik kanıtları tamamlamak üzere Kürt Dili ve Söylenceleri isimli kitabından Gürdal Aksoy'un tespitlerini aktarmakta da yarar vardır.

"Kürtler kimdir? Tarih sahnesinde ne zaman yer aldılar? Konuştukları dil, hangi dil grubuna girer? Bu ve benzeri sorular bilinç ufkumun bir köşesinde sürekli yer almıştır. Gerek yazılı belgelerin az oluşu, gerek Doğu ve Güneydoğu Anadolu da denilen bölgede, arkeolojik kazıların sınırlı tutulması, bu soruları daha keskinleştirmekte.

DOĞAL OLARAK, KONUNUN BULANIKLIĞI BİRAZ DA TARİHÇİLİK OYUNUNU SEVEN KİMİ YAZARLARIN SEMERELERİNDEN KAYNAK-LANIYOR. Tüm bunlara bir de geniş boyutlu araştırmaların yokluğu eklenince, işin içinden çıkmak büsbütün güçleşiyor." (s.147)

Ulusun ırk birliğinden çok kültür birliği gerçeğine dayandığını vurgulayan Aksoy, Ari ırk kavramını irdeler ve sonra Ripley'in Asyatik Türkiye'de oturan Kürtlerin, gerek linguistik gerekse fiziki bakımından İranlı (ya da İrani) olduklarını diğer yandan ve Kürtlerin doğal olarak 'dolichocephic' olduklarını belirttiğini aktarır.

Bili madamları ve araştırmacıların bir kavram olarak, sık kullandıkları "İrani" ya da "İranlı" kelimeleri bugün anlaşıldığı gibi bir ulusu tanımlamazlar. İran aynen Anadolu tabiri gibi bir çok ulusa yurtluk etmiş geniş bir geçiş alanı olan coğrafyanın ismidir. Dolayısıyla "İrani" ya da İranlı" tanımlarını bu çerçevede anlamak gerekir. Bu konuda yanlış bir yorum yanılgılara yol açar. (T.O.)

G. Aksoy; E. Soane'nın görüşünü Nikitin'in alıntısından biraz farklı aktardıktan sonra Haddan'dan "Batılı Kürtler, dolikasefaldır. Yarısından çoğu mavi gözlü, sarışındır; ancak Türk ve Ermeni karışımının artmasıyla birlikte, başlar kısalmış ve genişlemiş, saç ve gözler de siyahlaşmıştır; Doğulu Kürtlerde ise yuvarlak başlı, siyah saçlı ve daha çok çirkin olanlar, daha yüksek oranda görülür. Kürtlerin, dağlı olmuş Prota-Nordik istep halkından olduğu görüşüne itibar edilebilir" alıntısını verir. (s.151)

Bu tespit de Kürt tipinin karışık olduğunun kanıtıdır.

Bu durumda Soane'nin Anglosakson ve Haddan'ın proto-nordik tip olarak tanımladığı Kürtler Asyalı Medler olabilir mi? Yoksa Medler İranlı olmayıp Kuzey Avrupa'dan mı gelmişler? Oysa Medlerin anayurdu bellidir. O halde Kürtleri zaten tartışmalı olan Medlere bağlayan varsayımın geçerliliği nedir! Luschan'a göre sarışın nordik tipin tek kaynağı kuzey Avrupa’dır.

Medlerin köken olarak güney Sibir-Hazar yörelerinden Önasya'ya indikleri ve Asya'lı oldukları kesin olarak kanıtlanmış bir gerçektir. Bu gerçek karşısında yukarıdaki sorular elbette geçersizdir.

Bu örnek Kürtleri hem Nordik, Anglosakson hem de "günümüzün Medleridir." diye tanımlayan Soane gibi ünlü ve itibarlı bir araştırmacının dahi ne denli yanılgı ve çelişkiler içinde olduğunu göstermek bakımından önemlidir.

Gürdal, Hanry Field'in tespitlerini de aktarır. Field'e göre Kürtler arasında şu varyasyonlar görülür.

1. Armenoid

2. Balkan

3. Değişmiş Akdenizli, genellikle kafasının arka kısmı yassılaşmış olanlar.

4. Değişmiş 'Eur-Anatolian'

5. İranlılar ile ilkel 'Eur-Anatolian' karışımı

6. Değişmiş İranlı ve Veddoıd

7. Alpinoid, Mangoloid, Negroid (S.153)

G.Aksoy konuyu özetleyerek "araştırmacılara göre Kürtler Kokazoid, Mangolaid ve hatta Negroidlerden oluşan bir ulustur. Ama bilinen bir gerçek var ki o da Kürtler arasında egemen ırkın Kokazoid olduğudur. (tartışmalıdır) Eğer "İrani" kavramıyla Nordik tipi kastetmişse, Nordik tipin diğer tiplere göre fazla olmadığı açıktır. Çünkü Kürtler halk arasında genellikle daha çok "kara kaşlı" "kara gözlü", esmer, uzun boylu olarak tasvir edilirler. Buna göre Kürtler arasında Akdenizli (Mediterranean) tipinin daha yaygın olduğu sonucu çıkarılabilir. Ancak, bu konuda herhangi bir antropolojik anket yapılmadan da, şu ya da bu tip baskındır demek sağlıklı olmasa gerek." (s.154)

Doç.Yalçın Küçük de Kürtler Üzerine Tezler adlı kitabında gerçeği özetleyerek 'Tipleri ise değişiktir. Bir 'Kürt' tipinden söz etmek kolay görünmüyor; yaşadıkları yöreye ve kaynaştıkları diğer ırklara göre Kürt tipleri birbirinden ayrılıyor." tespitini yapar. (s.39)
 
 
 

Top of Section :

 
........................................................................................

 
 
 

  

 

Kürt Dili
 
 

Dil bir toplumun etnik kökenlerinin en önemli göstergelerinden biridir. Bir toplum 100 yıl gibi kısa bir süreçte dilini tamamen değiştirebilir. Ancak "özgün" bir dil asırlarca yıllık bir süreç içinde oluşur. Kürtçe yapısal bakımından ağırlıklı olarak Farsça ve bir ölçüde Oğuz Türkçe’sinden etkilenmiştir. Kelime haznesi ise Türkçe, Farsça ve az oranda Arapça'dan oluşur. Kürtçe’nin bu özellikleri doğaldır. Çünkü Kürtler 2000 yılı aşkın bir süre Persler, Sasaniler, Araplar ve Türklerle birlikte olmuşlardır.

Ancak Türkçe, Farsça, ve Arapça'nın Kürtçe üzerindeki etkilerini bir "Kültür alışverişi" olarak açıklamak mümkün değildir. Toplumların okur yazar olmadıkları, radyo, televizyon, basın, kitap, dergi gibi iletişim araçlarının hayal bile edilemeyeceği, hayvanların ve kağnıların dışında ulaşım araçlarının bulunmadığı bir dönemde bugünkü Kürtçe yapısında bir dilin oluşumunu, toplulukların bire bir ilişki içinde oldukları birliktelik dışında açıklamak mümkün değildir. Dolayısıyla Kürt dili de, Kürtler gibi toplumsal bir kaynaşmanın ürünüdür.

Bugünkü Kürtçe özgün bir dildir. Ancak oturmuş, yapısal özellikleri düzenli, temel kuralları lehçeleri kapsayan bir bütünlük içinde değildir. Dahası, Kürtçe'nin iki ana lehçesi olan Sorani ve Kırmançca'nın da kendi içlerinde tutarsızlıklara yol açan ciddi sorunları mevcuttur.

Ülkemizde yaygın olan Kırmançca'dır. Ancak Kırmançca konuşan bölge topluluklarının dahi iletişiminde güçlükler söz konusudur.

Örneğin Haymana Kürtleri, yakınlarındaki Bala, Cihanbeyli, Kulu Kürtleriyle anlaşamazlar. Diyarbakırlı bir Kürtle Hakkarili bir Kürtün anlaşmaları güçtür. Malatya, Maraş, Çorum Kürtçesi Batman Kürtçesinden biraz farklıdır.

Ayrıca Kürtçe bir kültür dili de değildir. Tanım itibariyle her dil kendi kültürü için yeterlidir. Ancak bu "kültür"ün seviyesi, o dilin uygarlık köprüsü olarak işlevini belirler.

Konunun otoritesi Batılı araştırmacıların tespitlerine göre Zazaca "sanıldığının" tam aksine olarak Kürtçe'nin bir lehçesi değildir. O.Mann, David Mc kenzie, Haddank bu gerçeği kanıtlamışlardır. Son olarak 1986 da Anadolu dillerini araştıran Fransa, Strasburg Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Goichie Kojim'a sadece Zazaca'yı değil, Kırmançca ve Sorani lehçelerini de ayrı diller olarak tasnif edecek kadar ileri gitmiştir. Ancak Sorani ve Kırmançca Kürtçe’nin lehçeleridir.

Bugün konuşulan Kürtçe’nin kökeni konusunda birbirinden çok farklı bir çok görüş ileri sürülmüştür. Kürtlerin başlangıçta Kaldece, Arapça konuştukları yolundaki savlar ciddi araş-tırmalar ve bilimsel verilere dayanmaması nedeniyle geçerlilik kazanmamıştır.

Zerdüşt'ün bir Med olduğunu ve Avesta'yı Zerdüşt'ün yazdığını varsayan kimi araştırmacılar Kürtçe ile Avesta arasında dolaylı bir bağlantı kurmaya çalışarak Kürtçe'nin kökeninin Medce olduğunu " varsaymışlarsa" da fazla taraftar bulamamışlardır. Bölgede M.Ö. 7-6 yy'da hüküm süren Medlerden geriye bir kaç kral isminden başka bir şey kalmadığı gibi, Zerdüşt'ün doğum yeri, yılı, yaşadığı dönem, Avesta'yı kendisinin yazıp yazmadığı ve Avesta'nın yazıldığı tarihler de çok tartışmalıdır. Avesta'nın dili ile karşılaştırılabilecek Med dili de ortada yoktur.

Antropolojik verilere göre Kürtlerin aslen sarışın, mavi gözlü, dolikasefal Kuzey Avrupalı Nordik bir tip olduğunu savunanlar ise Kürtlerin asli dillerinin İrani olmaması gerektiğini öne sürmüşlerdir.

Dil konusu da çok karmaşık bir soruna dönüşmüştür. Bugün batılı bilim adamlarınca kabul gören görüş Kürtçe'nin İrani bir dil ve çağdaş Farsçayla da ilişkili olduğu merkezindedir.

Bunun yanında N. Marr Kürtçe'nin başlangıçta Gürcü ve Khaldi diline mensup olduğu, Kartveli dil gurubuna ait yafestik bir nitelik taşıdığını ancak sonraki gelişmeler sonucu Hint-Avrupa dil gurubuna kaydığını savunur.

Kürtçe'nin Türkçe'nin bir lehçesi olduğunu savunan pek çok araştırmacı ise tezlerini şu tespitlere dayandırır.

1. Kürtlerin ataları Turani bir Türk kavmi olan Sekalar'dır (İskitler)

2. Kürtçe'de cümle yapısı öğeler itibariyle aynı Türkçe'de olduğu gibi özne+tümleç+fiil şeklindedir.

3. Kürtçe'deki bazı morfolojik özellikler Türkçe'deki gibidir.

4. Kürtçe'de bugün dahi pek kullanılmayan pek çok öz Türkçe kelime mevcuttur.

5. Kaşgarlı Mahmud'un Divanı Lugat-ıt Türk adlı eserindeki Oğuz dilinin pek çok fonolojik özelliği Kürtçe'de de mevcuttur. (5 temel özellik sayılır)

6. Alman De Groot'un tespit ettiğine göre Göktürk Kitabelerinde geçen 532 öz Türkçe kelime bugünkü Türkçe de olmamasına karşın Kürtçe'de yaşamaktadırlar.

Ayrıca bir kanıt olarak St. Petersbıırg akademisince yayınlanan 8528 kelimeli Kürtçe sözlükte 3000 halis Türkçe ve 2000 Türkçeleşmiş kelimeye dikkat çekilerek mahalli Kürtçe'nin 300 kelimeden ibaret olduğu belirtilir. Kürtçe'de kelime kökeni olarak Türkçe'nin etkinliği ve Oğuz Türkçe'sinin yapısal izleri tezlerine kanıt olarak ileri sürülür.

Türkçe'nin Kürtçe'yi yapısal olarak da etkilediği kabul edilen bir husustur.

Ancak kanıt olarak ileri sürülen veriler Kürtçe'nin Türkçe'nin bir lehçesi olduğunu kanıtlamak için yeterli değildir. TÜRK-KÜRT KAYNAŞMASININ BİR GÖSTERGESİ OLARAK TAŞIDIKLARI ÖNEM İSE ÇOK BÜYÜKTÜR.

Türk-Kürt kaynaşmasının açık belgeleri niteliğinde olan Kürt dilindeki Türkçe öğeler ve izler nedense Kürt ve Kürdofil araştırmacıların göz ardı ettikleri kuşku yaratan önemli bir husustur.

Kürtçe'nin temel yapısı genel olarak Farsça'ya benzer. Ayrıca Oğuz Türkçe’sinin izlerini taşır. Kelimeler ise ağırlıklı olarak Farsça, Türkçe ve daha az oranda Arapçadır. Kürtçe sayılabilecek kelimeler çok sınırlıdır. KÜRT DİLİ, BU TOPLUMUN SON TABAKASININ İRAN, TÜRK VE KISMEN ARAP HALKLARININ DA KAYNAŞMASIYLA oluştuğunu BELGELEYEN ÖNEMLİ BİR DELİLDİR.

Kürt dilinin tanıklık ettiği kaynaşma bölgeye egemen olmuş güçlerin doğal etkilerinin ötesinde toplumsal DOKU DEĞİŞİKLİĞİDİR.

Orta Doğuda Kürtlerin yoğun olduğu bölge300 yıl İran Sasanilerinin egemenliğinde kalmıştır. 637 de başlayan Arap işgalleri ve kolonizasyonu etkinliği ise ll.y.y da Selçukluların gelmesine kadar devam etmiştir. Selçuklular bölgede yerleşik bir düzene bağlı çok sayıda beylikle yeni bir egemenlik tarzı oluşturmuşlar, bu dönem Osmanlılar'ın kuruluşu olan1299 yılına dek sürmüştür. Akkoyunlu ve Karakoyunlular'ın bölgedeki hakimiyeti ise 16. y.y.a kadar devam etmiştir. Sasaniler'le başlayıp, Araplar, Selçuklular la devam eden Akkoyunlu ve Karakoyunlu'ların tarih sahnesinden çekilmesiyle sona eren süreç 1300 yılı aşmaktadır.

BU SÜREÇ İRANLI, TÜRK, ARAP, KÜRT TOPLULUKLARININ BİRBİRLERİNE KÜLTÜREL MİRASLAR DEVRETTİKLERİ, BİR ÖNCEKİLERLE BİR SONRAKİLERİN BİR ARADA YAŞADIKLARI BİR TOPLUMSAL KAYNAŞMA VE KÜLTÜREL OLUŞUM DÖNEMİDİR.

Bu kaynaşma ve oluşum kaçınılmaz olarak ırki yapı kadar Kürt dilini de etkilemiştir. Bir başka ifadeyle; Kürtçe'deki Farsça, Türkçe ve kısmen Arapça unsurlar bu dilleri konuşan halklarla Kürt toplumunun yoğun kaynaşmışlığının kanıtlarıdır.

Bu kaynaşma basit bir etkileşim boyutunun çok ötesindedir.

Araştırmacıların çoğunluğu da özellikle son tabaka Kürt toplumunun oluşumundaki İranlı ve Türklerle olan kaynaşmayı vurgulamaktadırlar.

Tarihi veriler, antropolojik değerlendirmeler de Kürtçe'nin tanıklık ettiği bu toplumsal kaynaşmayı desteklemektedir.

Bu gerçeğin bazı araştırmacıların mesnetsiz olarak iddia ettikleri gibi Kürtçe'nin sonradan oluşmuş sun'i bir dil olduğu görüşüyle hiçbir ilişkisi yoktur. Kürtçe'nin özgün bir dil olduğunda kuşku yoktur. Ancak bu özgünlük yine de toplumsal bir karışım sürecinin eseridir.

Kürtçe'nin İrani bir dil olduğu savı 1787'de Kürtçe bir sözlük hazırlayan İtalyan Garzoni ve müteakiben misyonerlerin çalışmalarıyla başlar. Daha sonra E.Rödiger ve A.F.Pott'un Kürtçe'nin Kaldece olmadığını kanıtlayarak bu dilin çağdaş Farsça ve Zend diliyle olan ilişkilerine dikkat çekmesiyle gelişir.

Bugün Batılı araştırmacıların genel kabulü Kürt dilinin lehçelerinde istikrar gösteren bir İrani dil olduğu ve bu dil ailesinin Kuzey-Batı gurubuna girdiğidir.

Bu görüşleri özetleyen V.Minorsky, İslam Ansiklopedisi'ne yazdığı Kürtler maddesinde Kürtçe’yi Farsça gibi batı İran dillerinden gösterir. Ancak farklılıklara da dikkat çeker. Bu ayrılıkları a) Telaffuz şekli b) Şekil ayrılıkları c) Nahiv farkları d) Aynı kökten sözlerin ses değişimleri e) Kelime ayrılıkları olarak açıklar. Ancak Kürtçe'deki Oğuz Türkçe’si’nin ağırlıklı etkisi de bir gerçektir.

Kürtçe'nin bir çok lehçesi üzerinde durulmuş ve bu lehçeler değişik, farklı şekillerde tasnif edilmiştir.

Kürdolojinin babası sayılan Minorsky, Güran ve Zazaların kesinlikle Kürt olmadıklarını belirtmiş . (İslam Ans.s.1091 )ve konunun uzmanları O.Mann, David Mc kenzie, Haddank ve sonraları Prof.KojimaZazaca ve Gürani'nin Kürtçe'nin lehçeleri olmadığını bilimsel olarak ortaya koymuşlar.

Kürtçe'nin üzerinde tartışma olmayan lehçeleri "kırmanç" ve "sorani" dir.

Prof. Weber ve Dr. Firiç'in "Kürt dili bir dil hamuru değil, bir söz yığınıdır ve herhangi bir milletin belli başlı varlığını göstermemektedir" yolundaki görüşlerinin artık fazla bir geçerliliği kalmamıştır. Ancak bu tespit Kürt kimliğinin oluşumuna dikkat çekecek bir gerçekliği dile getirmektedir.
 
 
 


Kırmanç:
 

Bugün Kürt denilen topluluğun ana unsuru kendilerini Kırmanç olarak tanımlar. Kırmanç kelimesinin tarihi kökeni açıklığa kavuşturulamamıştır. Kürt kelimesi genel olarak yakın dönemde yaygınlaşmıştır.

Bu konudaki varsayımlardan birini 1938 Brüksel Doğu Bilimciler kongresine Kürtlerin Menşei isimli tebliğinde V.Minorsky dile getirmiştir. Genel bir ifadeyle Minorsky Kürtlerin kökeninin Med:Mad ve İskitlere dayandığı varsayımından hareketle; Kırmanç'ın Kürd ve Mad kelimelerinin birleşmesinden oluşan Kurd Mad ibaresinden değişerek oluşmuş olabileceğini ileri sürmüştür. Hiç bir bilimsel geçerliliği olmayan böyle gayri ciddi bir savı kabul etmek mümkün değildir. Ayrıca Mad'ların Kürtlüğü tezi bilimsel olarak geçersiz olduğu gibi o dönemde 'kurd' diye bir kavram ve kelime de mevcut değildir.

Ne böyle bir terkip nede bu terkibin " Kırmanç"a dönüşünceye kadar geçirdiği aşamalar konusunda en ufak bir ipucu söz konusu değildir.

Eğer böyle 'etimolojik' dahi sayılmayacak bir kanıttan hareket etmek gerekseydi Kürtlerin kökenlerini Türklüğe bağlayan araştırmacıların görüşlerini daha geçerli kabul etmek gerekirdi.

Birçok araştırmacının görüşünü özetleyen Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm isimli kitabın yazarı Dr.Mahmut Rışvanoğlu Kırmanç kelimesini 'gürman' kelimesiyle açıklar. Gürler eski bir Türk kavmidir. men/man eki "Türk+men de" olduğu gibi Türkçe’dir. Sondaki 'ç' harfi ise aynı "kıskanç" kelimesinde olduğu işlevi haizdir. Dolayısıyla 'gürmanç' yazara göre Türk kavmi olan Kırmanç'ların kök ismidir. Bu sav kendi içinde Minorsky'nin Kurdmad açıklamasından çok daha tutarlıdır.

Bir başka varsayım "Kürman" Türkleriyle ilgilidir. Sava göre Kırmanç, Kürman kelimesinden türemiştir, dolayısıyla Kırmana kelimesi kök olarak Türkçe’dir ve Kırmançlar Türk’tür.

Etimolojik çağrışımlarla kavramları tanımlamak bilimsel olarak yeterli bir yöntem değildir. Ne var ki Kürtlerin kökenlerini araştıran Batılı araştırmacılar bu yöntemi kullanmışlardır.
 
 
 


Ekrad
 

Araplar 7.yy'da ilk fetihler sırasında İran'da karşılaştıkları Kürt kavimleri Kürdün çoğulu olan bir kelimeyle 'ekrad' olarak tanımlamışlardır. Daha sonraki araştırmalar göstermiştir ki Araplar ekrad kelimesini esas itibariyle " konar göçer " toplulukların tümü için kullanmışlardır.

Osmanlılar da ekrad tanımlamasını "konar göçer" aşiretler için kullanmışlardır. Yavuz Sultan zamanında tutulmaya başlanan tahrir defterlerinde ekrad tabiri Türk olduğu kesin olan bir çok konar göçer Türk aşireti için kullanılmıştır. Sadece bir kaç örnek olmak üzere konar göçer Kılıçlı, Döğer, Avşar, İğirmidörtlü aşiretleri sayılabilir.

İranlılar, Araplar da ekrad kelimesini aynı anlamda kullanmışlardır.

Söz konusu aşiretlerin bulunduğu yörelerde tahrir defterlerinde çoğunlukla öz Türkçe isimler ve yöre adları tespit edilmiştir.

Aynı tabir "Kürt" olarak bilinen göçer aşiretler için de kullanılmıştır.

Osmanlı Tahrir Defterlerindeki kayıtlara bakarak etnik bir tasnif yapmak hatalı ve güçtür.

Minorsky ve Nikitin'de bu gerçeği fark etmişlerdir. Özetle 'ekrad' etnolojik bir terim değildir.
 
 
 

Kürt Kelimesinin Kökeni 
ve Anlamı
 

Kürt Kelimesinin kökeni ve anlamı pek çok kavmi ve milleti kapsayacak şekilde bir çok tarihçi ve filolog tarafından araştırılmıştır. Bugünkü yazılışı ile K.ü.r.t kelimesine yalnızca Türk kaynaklarında rastlanmıştır.

Bir çok tarih öncesi kavimlerin ve bugünkü ulusların dilleri taranmış, bazılarında çok dolaylı olarak kahraman, yiğit, anlamına gelen bir ölçüde -anlam değil- ses çağrışımı olarak benzer kelimeler tespit edilmiştir. Bu kelimeler ile Kürt kelimesi arasında çok dolaylı olarak da olsa etimolojik ve anlam bağlantısı kurma çabaları hiç bir sonuç vermemiştir.

Asurluların kalan bir tablette bugün 'Kurhi' (Qurtie) okunan bir kavim adına rastlanmış ancak anlamı ve mahiyeti çözümlenememiştir.

Zagros'un batısında yaşayan Cyrtii ve Gürcülerin ataları olan K'art kelimeleri de meseleye açıklık getirmemiştir. K'art tamamen Gürcülerin de dahil olduğu toplumlarla ilgili bir kelimedir.

Güneydoğuda M.Ö. 4.yy'da yaşamış olan Kardukların üzerinde çok durulmuş, varsayımlar üretilmiş ancak batılı bilim adamları Nöltke, Hartmann, Weissbach; “Karduk” ve “Kürt” kelimelerinin ortak bir noktalarının bulunmadığını kanıtlamışlardır.

Daha sonraki bulgular Kardu Saka/İskit bağlantısını güçlendirmiştir. Sakalar içlerinde Türk unsurun egemen olduğu bir Asya kavmi olarak kabul edilmektedirler.

Kürtlerin isim babası olarak 10.y.y. da yaşamış olan Mesudi bilinir, Kürdistan kelimesini ilk kullanan ise (sadece Cibal civarı için) Selçuklu Sultanı Sancar' dır.

Ancak 'Kürt' kelimesinin bugünkü şekliyle kullanıldığı ilk tarihi belge Yenisey'deki 'Elegeş' anıt taşıdır. Bu mezar taşında özgün bir Türk yazısı ve Türkçe olarak "MEN (ben) KÜRT EL-KAN (ı han) ALP-URUNGU altunluğ keşığİm BANTIM BELDE, ELİM TOKUZ KIRK YAŞIM" denilmektedir. Kürtlükle ilgili en önemli, açık, kesin ve eski tarihi belgedir. Yenisey, Orhun Kitabelerine yakın ve Göktürklere uzun süre yurt olmuş bir bölgedir.

Yenisey anıtları Orhun Kitabelerinden de eskidir. (732 öncesi)

Yukarıdaki örneğin ve pek çok araştırmacının belgelediği üzere "Kürt" Türklerin içinde ve onlara bağlı olarak yaşamış bir "boy" adı da olmaktadır. Bu boyun Türklüğü de söz konusu edilmektedir. Macar bilim adamları Macaristan’da yaşamış bu tür Türk-Kürt boylarına örnekler gösterirler. tespit ettikleri 18 yerleşim birimi (köy) mevcuttur.

1641'de Secerei Terakime (Türklerin Seceresi) ni yazmış olan Ebulgazi Bahadır Han Ensari Türkmenleri'nin Khizır Eli oymakları içinde bir Kürt boyunu da anar. Örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Bu belgeler Kürt'lerin Türklerle ne denli kaynaştığının açık verileridir.

KÜRT KELİMESİNİN AÇIK ANLAM İFADE ETTİĞİ TEK DİL TÜRKÇEDİR.

Kaşgarlı Mahmud'un Divan-ı Lügat-ıt Türk adlı eserinde Kürt kutsal kayın ağacı anlamına gelmektedir. Kıpçak Türkçe’sinde ise 'ayva' anlamındadır.

Kürt kelimesinin en açık anlamı ise Türkçe "kar" kelimesi ile ilgili olandır.

Macar bilim adamları ve diğer araştırmacılar "Kürt'ün Türkçe'de yatık, sertleşmiş kar, kar yığını anlamına geldiğini kanıtlamışlardır.

Ayrıca; Kazak Türkçe'sinde 'Kürt' kalın kar yığını, 'Kürtük' yeni yağmış kar, Şor Türkçesinde 'çığ', Tarançiler'de yeni yağmış kar; Kazan Tatarcasında 'Kört', kar yığını, Cuvaşca'da kar saçağı akıntısı, yağmur; Uygurca'da 'Körtük' kar denizi; Telütler'de 'körtük', kar yığını; Soyanlarda 'Körtük', kar yığını; Karakırgızlar'da 'Körtük' veya 'Kürtkü', kar yığını; Yakutlar'da 'Kürçük' kar yığını anlamına gelmektedir.

Bugün de Anadolu'da "Kürtük" kar yığını anlamında yaygın şekilde kullanılmaktadır, damı "kürümek" karları süpürmek anlamına gelmektedir.

Kürtlerin yaşadıkları bölgelerin yüksek, dağlık, sarp olduğuna birçok tarihçi dikkat çekmiştir. Bunun Kürt'ün Türkçe'deki anlamıyla ilişkisi olup olmadığı üzerinde durulması ge

gereken bir konudur. Kürt adı bu topluluğa yaşadıkları coğrafyanın özelliklerinden dolayı Türkler tarafından verilmiş de olabilir.
 
 
 

 
........................................................................................

 
 
 

 
 
 

Kürdistan
 
 

12. yüzyıla gelinceye kadar Türkiye, İran, Irak, Suriye de dahil olmak üzere tarihte Kürdistan olarak anılmış bir bölge mevcut değildir. Kürt kelimesinin kullanıldığı ilk kaynak ise Göktürk alanındaki Yenisey Elegeş anıt taşıdır. Bu yazıt Türkçe olarak Alp Urungu tarafından diktirilmiştir. (732 öncesi)

Kürdistan tabirini idari bir terim olarak ilk kullanan Selçuk Sultan Sancar'dır. (1117-1157) Sancar İran'daki Hamedan şehrinin batısındaki Bahar kalesini merkez alan eyalete Kürdistan adını vermiştir. Bu eyalet Zagros dağlarının doğusunda ve batısında olmak üzere Hamedan, Kirmanşah, Dinever, Sincar ve Şehrizor şehirlerini kapsıyordu. Bu coğrafya I3. yüzyıl kaynaklarında Cibal (İran tarafı) ve Cezire (Diyarbakır) den oluşmaktaydı. 14. yüzyılda Hamdullah Mustafa Kazvini Nüzhet'ül Külub adlı eserinde Kürdistan'ı 16 kasaba olarak tanımlamış-tır. (Prof.A.H.Çay. Her yönüyle Kürt Dosyası,s.91)

Kürtlerin kökenlerine ilişkin araştırmaların İran, Irak, Türkiye üçgenini sınır kısımlarında ve özellikle Zagros Dağları merkezli bir alanla sınırlamış olan batılı araştırmacılar bu dar bölge içinde bile Kürdistan tanımında anlaşamamışlardır.

B. Nikitin bu konudaki güçlüğü şöyle açıklamıştır:
Kürtlerin oturduğu ülkeyi tanımak istersek, Kürdistan adına dayanamayız. Çünkü Kürdistan adı zaman ve mekan içinde itibari ve değişken bir terimdir. Dolayısıyla ONA BAŞKA BİR TANIM ARAMAK GEREK (Kürtler s.23)

Oğuzların Anadolu’ya girdiği döneme kadar bu bölgede ne Kürt isminde bir kavim ne de bir coğrafya anılmıştır. 10. yüzyılda Arap tarihçi Mesudi'nin kullandığı terim "Kürt" olmayıp Ekrad'dır. Ekrad Araplar tarafından "dağlı, konar geçer aşiretler" anlamında kullanılmıştır.

Anadolu’nun bugünkü Kürt toplumu da yakın zamanlara kadar kendilerini Kürt olarak değil "Kırmanç" olarak tanımlamışlardır.

Verilen bilgiler Kürtlüğün 12. yüzyıl öncesinde var olmadığı şeklinde yorumlanmamalıdır.

Daha 732 öncesinde ben Kürt ilhanıyım diyen bir Alp Urungu vardır. Ancak Alp Urungu Zağros'da değil Yenisey'dedir. 11. yy.'da Kürt köyleri mevcuttur, ama Zağros'da değil, Ongur (Hungar) Türklerinin içinde, Macaristan'dadır.

12. yüzyılda Cibal'e Diyarbakır'a Kürdistan diyen ne bir kavim mevcuttur ne de komşu bir ülke. Bu ismi de bölgeye getiren bir Oğuzdur. Sultan Sancar (1156)

Bu gerçekler, Kürtlerin kökenlerini aydınlatılmasında başarılı olunamamasının en önemli nedenlerinden birini açıklamaktadır. Özellikle diğer araştırmalara veri tabanı oluşturan ön araştırmacıların- ki bunlar arasında V.Minorsky, B.Nikitin, Jaba (Rusların Urmiye Erzurum konsoloslukları) önde gelir- konuya "devlet güdümünde" siyasi yaklaşımları, tezleri çıkmaza sürüklemiştir. Batılı devletlerin "yönlendirdikleri" araştırmaların tek amacı Orta Doğuda Türk, Arap, Fars dışında yeni bir unsur yaratmaktı.

Kürtlerin kökenlerinin aydınlatılabilmesi için bugün her şeye yeniden başlamak ve Kürtlüğü kendi geniş coğrafyası içinde bütün verileri değerlendirerek incelemek kaçınılmaz bir zorunluluktur.
 
 
 

Eyyubi Devleti
 

Bir çok Kürt araştırmacı Kürtlerin tarihteki varlığını pekiştirmek için 12.y.y.'da Mısır ve dolaylarında hüküm sürmüş Eyyubi devletini Kürt devleti sayarlar. 1576'da Kürtlerin ilk tarihini yazan Bitlis Emiri Şeref Han'a göre de Eyyubiler bir Kürt devletidir.

Ancak Eyyubi devletinin yapısı incelendiğinde ve Selahaddin Eyyubi'nin yakın akrabalarının isimlerine bakıldığında gerçek farklı görünmektedir. Hanedanın kökeni de Türkiye'dedir.

Türk Milli Bütünlüğü İçerisinde Doğu Anadolu isimli eserde konu çok yönlü olarak incelenmiştir. Bu eserde kanıtlandığı üzere Eyyubi Devletinde yerli halk Araptır. Orduda ise Türkler Kürtlere nazaran çoğunluğu teşkil etmektedirler. (Bu hususa Minorsky de katılır.) Bayraklarındaki sembol Selçuklularda, Artuklularda, Mengüceklerde olduğu gibi Kartaldır.

Daha da önemlisi Selahattin Eyyubinin kardeşleri dahil pek çok yakın akrabası öz be öz Türkçe isimler taşımaktadırlar. Kardeşler arasında Turan, Tuğtekin, Böri vardır. Eşlerinden biri Unar Bey kızı Amine, iki eniştesi Umaroğlu Sadettin Mesud ve Muzafferuddin Gökböri ve yeğeni Karakuş Türk’türler. Bu isimlerin çoğu Şerefnamede de teyide edilmiştir.

Eyyubilerin bir Türk hanedanı olduğunu gösteren en açık belgesel delillerden biri de devrin şairlerinden İbn Senaülmülk'ün Haleb'in Selahaddin tarafından alınmasından sonra yazdığı methiyedeki bir beyittir.

"ARAP MİLLETİ; TÜRKLER'İN DEVLETİYLE YÜCELDİ. EHL-İ SALİP (HAÇLI ) DAVASI EYYÜB'ÜN OĞLU TARAFINDAN PERİŞAN EDİLDİ (s.188)
 
 
 

Kürtlerin Kökenine İlişkin Söylenceler :
 

Kürtlerin kökenine ilişkin pek çok "söylence" mevcuttur. Bunların çoğu 1576'da Kürt tarihini yazmış olan Şeref Han'ın Şerefname isimli eserinde bulunmaktadır.

Bu söylenceler özetle şunlardır: 1. İslamdan önce Kürtler Oğuz Hanlılar soyundan olup onlara tabi idiler.

2. Oğuzlar İslam dinine girdiklerini arz eylemek üzere Buğduz adındaki (Boğduzaman ki Dedekorkut Destanlarında geçer) bir Kürdü Peygambere yollarlar. Çok çirkin olan bu zatı peygamber lanetler ve soyunun dağılmasını söyler. Kürtler bu şekilde türemişlerdir.

3. Kürtler Bokth ve Becen isimli iki kardeşten türemişlerdir. Becen adı 24 Oğuz boyundan biri olan becene (peçenek) ile ilgilidir.

4. Kürtler üzerlerinden perde kaldırılmış cin taifesindendirler. Dağların cinidirler.

5. Arap olup olmadığı tartışmalı zalim kral Dahhak'ın omuzunda amansız bir yara çıkar. Şeytanın tavsiyesi üzerine Dahhak yarasına her gün iki gencin beynini sürerek rahatlar. Bu vahşete dayanamayan cellat her gün bu gençlerden birini serbest bırakır. Bunlar dağlarda çoğalır ve Kürtleri meydana getirirler.

6. Kürtler Milan ve Zilan adlı iki kabileden türemişlerdir. Milanlar Arabistan'dan, Zilanlar doğudan gelmişlerdir. (Dr.Rışvanoğlu bugün mevcut Milan ve Zilan aşiretlerini ayrıntılı bir şekilde inceleyerek Kürtlüklerine karşı çıkar.)

7. Kürtler önceleri Arapça konuşurlardı. Asılları Araptır.

Bu söylenceleri bugün için araştırıp doğrulama imkanı yoktur. Pek çok Kürt araştırmacı bu söylenceleri şiddetle eleştirir ve gerçekle bağlantılı bulmaz. Ne var ki bunların çoğu ta 1576 da bir Kürt emiri tarafından derlenmiştir, (Şeref Han)
 
 
 

 
........................................................................................

 
 

  

 

Kürtlerin Kökenleri 
Üzerine Tezler:
 
 

Kürtlerin kökenleri konusunda tarih adeta didik didik edilmiş ve ortaya bir çok tez konulmuştur. Ancak bu tezlerin tamamının ortak özelliği sağlam verilerden yoksun "VARSAYIMLAR" olmaktan öte geçmedikleridir. Bir kısmı ise diğerleriyle çelişki içindedir. Kürtlerin kökenleri aydınlatılamamıştır. Genel kanı Kürtlerin heterojen bir topluluk oluşturduğu merkezindedir.

Kürtlerin kökenleriyle ilgili temel araştırmaları başlıca 5 gurupta toplamak mümkündür. Bunlar Kürtlerin a) Kardu kökenli olduğu b) Med-İskitlerden olduğu c) Kart'larla ilişkili olduğu d) Türk olduğu e) Guti ve diğer ön Asya kavimlerinden olduğu şeklinde özetlenebilir.
 
 
 


1. Kardu Tezi:
 

Yaklaşık M.Ö. 2000 tarihli iki Sümer eşik taşında Kardaka diye bir ülke ismine rastlanmıştır. Bu ülkenin 'su' taifesinin yanında bulunduğu zikredilmektedir.

Driver bu bölgenin Bitlis yöresini kapsayan güneydoğu Anadolu olabileceğini düşünmüştür.

Ayrıca Ksenefon Onbinlerin Dönüşü adlı eserinde (M.Ö. 401-400) Güneydoğu da rastladığı iyi ok atan savaşçı bir Karduk kavminden söz etmiştir.

Bu bilgileri değerlendiren araştırmacılar Karda-Karduk-Kürt ses benzerliğinden hareketle Kürtlerin kökenini bu bölgede aramışlar ve belki de Karduk'ların Kürtlerin ataları olabileceği ihtimali üzerinde durmuşlardır.

Ancak çabalar sonuç vermemiştir. Tarihle desteklenmeyen ve etimolojik bir unsura dayandırılmak istenen bu sav, etimolojik yetersizliği de ortaya konarak, Hartmann, Nöldke ve Weissbach'ın Kardu ve Kürt kelimelerinin hiçbir bağlantısı olmadığını ortaya koymalarıyla geçersiz kalmıştır.
 
 
 

2. Med-İskit Tezi:
 

Bu tez V.Minorsky'e aittir. Minorksy İslam Ansiklopedisi'ne yazdığı Kürtler maddesinde, Kürtleri İrani bir kavim olarak nitelemekle birlikte, bunun ırki bir mülahazaya dayanmadığını, daha çok dil ve tarih mütalaalarıyla varılan bir sonuç olduğunu belirtmiştir. (s.1089) Bu maddede daha çok farklı görüşlere, bölgenin tarihine, antropoloji, dil gibi konulara yer veren Minorsky 1938 de Brüksel'de toplanan Doğu Bilimciler kongresinde Kürt'lerin kökenini Med-İskitlere dayandıran tezini sunmuştur.

Medler Kuzeyden Asya'dan gelmiş ve M.Ö. 7-6 y.y.'larda İran merkez olmak üzere güçlü bir devlet kurmuş, M.Ö. 550 civarında Persler tarafından ortadan kaldırılmış bir kavimdir.

Medlerden günümüze bir kaç kral isminden başka kalmış hiçbir şey yoktur. Darius'un ünlü Bisutin abidesinde bile dönemin önemli üç diline yer verilmişken Medce'ye rastlanmaz. Med'ler hakkındaki bilgiler dönemin komşuları tarafından aktarılmaktadır.

İskitler de kuzeyden gelmiş ve bir ara Med'leri yıkarak bölgede 28 yıl hüküm sürmüş güçlü bir Asya kavimidir. Kafkasya dahil Çin'den Tuna'ya kadar hakimiyet kurmuşlar, bütün doğu ve güneydoğu Anadolu’yu ellerine geçirmişlerdir.

Bilim çevrelerinde ağırlıklı görüş İskitlerin (Sakalar) Türk unsurunun egemen olduğu karışık bir Asya kavmi olduklarıdır.

Minorksy'nin tezinin çıkış noktasını Kürt denilen toplulukların Med ve İskit çöküntüsünden sonra ortaya çıkmaları ve bugünkü Kürt coğrafyasının Med ve İskitlerce paylaşılmış olması oluşturmaktadır.

Minorsky kendilerinden hiçbir kalıntı bulunmayan ve dilleri bilinmeyen Medlerle Kürtler arasında hiç bir sağlıklı maddi belgesel bir bağlantı kuramamıştır.

Kırmanç kelimesini dahi o dönem bilinmeyen "kurd" ve Mad (Med) kelimelerini birleşimine bağlamak isteyen Minorsky'nin çaresizliği ortadadır.

Doç.Yalçın Küçük gibi Gürdal Aksoy da Med tezini bir çıkmaz olarak nitelendirmişlerdir.

Kürtlerin kökeninin ne denli karmaşık ve bu konudaki verilerin ne kadar yetersiz olduğunu Batılı bilim adamlarının görüşlerine atıfta bulunarak ilgili bölümde açıklamıştık.
 
 
 


 

3. Jafetidologların Tezi
 
 

Gürcü N.J.Marr'ın ortaya attığı bu teze göre Kürtler başlangıçta Kartveli gurubuna ait bir dil konuşuyorlardı.

Marr'a göre Kürtçe Jafetik halinde Gürcü ve Khald diline akrabadır. Marr'ın tezi bir kaç dil öğesini tahlilden öte geçmemiş ve ciddiye alınmamıştır.
 
 
 
 
 
 

4. Guti ve Önasya 
    Kavimler Tezi
 

Gutiler Kafkasya’nın kuzeyinden Önasya’ya inmiş ve burada Sümerleri yenilgiye uğratarak 125 yıl hüküm sürmüş güçlü bir kuzey (Asya) kavmidir. Ne yazık ki Medler İskitler ve bir çok Önasyalı kavim gibi Gutiler de geriye tarihi bir miras ve bilinen bir dil bırakmadan tarihin karanlıklarına gömülmüşlerdir.

Gutiler hakkında rivayet muhteliftir. Nikitin'e göre Gutiler küçük dağlı bir kavimdir. Konuştukları dil yazık ki bilinmemektedir. Krallarının adları gerçek bir Hint Avrupalı karakter taşımaz. (Kürtler s.32)

Türk ordusunda yüzbaşı iken etrafıyla birlikte Şeyh Sait tarafına geçen ve Ağrı isyanlarını yöneten ve İran’da ölen İhsan Nuri ise Kürtlerin Kökeni isimli kitabında Kürtlerin kökenini bağladığı Gutiler hakkında çelişkili ve yanlış görüşlere yer verir. İhsan Nuri aynı kitabında Kürtleri Gutiler dışında Medlere ve daha başka bir çok kavime bağlayarak çelişkilere düşmüştür.

İhsan Nuri'ye göre -tarihi verilere tamamen aykırı olmasına rağmen- Gutilerin Asur yerlileriyle, Gotlarla, Sümerlerle ilgisi vardır. Önasyanın pek çok kavmi Gutilerin torunlarıdır. Kürtlerin kökenini Medler olarak da gören Ihsan Nuri Gutiler konusunda da tam anlamıyla bir çelişki kaosu içindedir. Bilimsel yetersizliğini kendisi de eserinde itiraf etmektedir.

Gutilerin Önasya kavimlerinin çoğunun ataları olduğuna dair görüş Kürt ve Kürdofil (Kürt hayranı) araştırmacılar tarafından da paylaşılır, kimileri Selahattin Mihotuli gibi daha da ileri giderek Hititleri de bu guruba dahil eder. Sümerleri bu guruptan sayanlar da mevcuttur. Böyle bir varsayım ancak tarih biliminin inkarıdır.

Gutilerle Kürtleri ilişkilendiren görüş; Asurlu Tıglat Plaser döneminde yazılmış iki tabletten birinde Quti değerinde Qurtie kelimeleri geçmesindendir.

Qurtie'nin Kurhi okunduğu da tahmindir. V.Minorsky "qurtie" kelimesinin nasıl telaffuz edildiğinin açıklanamadığını tableti inceleyen arkeologların kendisine "özel" olarak söylediklerini belirtmektedir.

Ancak Gutiler hakkında bilgi veren hiçbir kaynak Gutilerle Kurhi'ler arasında herhangi bir bağlantı kurmaz.

Kurhi'lerle ilgili olarak hiçbir açık bilgi yoktur. ne yaşamları ne dilleri ile ilgili veriler mevcut değildir. Sadece bir iki satırla bir iki tablette anılmışlardır. Kimlikleri meçhuldür.

Alanının en büyük otoritelerinden sayılan ünlü B. Landsberger Kutium kelimesinin kökünün Türkçe olduğunu ve Kutilerin Türk olduğunu savunur.

Hiç bir araştırmacı artık çözümlenmiş olan Hititçe ile bugünkü Kürtçe arasında herhangi bir benzerlik bulamamıştır. Sümerce ise ancak Türk dil gurubuyla mukayese edilebilir "bitişik" bir dildir. Sümerlerin Türklüğü bugün dahi hala ciddi bir araştırma konusu olmaya devam etmektedir. Hitit’lerin ise Kürtlükle hiç bir ilgisi olmadığı kesin bir tarihi gerçektir.

Kürtlerin kökenini Gutiler başta olmak üzere sayısız önasya kavmiyle Hurri, Mannai, Med, Mittani, Subari, Nayri, Cyrti, Urartu, Kardu, Lulu, Lur, Khaldı, Kassit vs.. ilişkilendirmek isteyenler içinden çıkamayınca sonuçta; bugünkü Kürt coğrafyasında yaşamış, bu coğrafyadan gelmiş geçmiş bütün kavimleri hiç bir ilmi veriye dayanmadan birbirlerinin akrabası ilan etmiş ve Kürtlerin ataları saymışlardır.

Aynı dönemde dar sayılabilecek bir bölgede bir arada yaşamış kavimlerin kültür alış verişinde bulunmaları, uygarlığa katkıda bulunmaları tabidir. Aynı dönemde yaşayanlardan öncekilerin kendilerinden sonra gelenlere kültür mirası bırakmaları da kaçınılmazdır.

Ancak kendilerinden dil dahil hiçbir iz bırakmamış bu kavimleri bilimi inkar ederek "aynileştirmek" ve tarih gibi çağların tanığı bir bilim adına dayanaksız hükümler vermek yanlıştır.

Hiçbir tutarlığı olmadığı bilimsel olarak kanıtlanmış bu varsayımlar bugün Kürt Milliyetçileri tarafından bir "Kürt uygarlığı efsanesi" yaratmak ve de "Kürtlüğü ırki bir bütünlük" olarak kanıtlamak için şövence bir yaklaşımla bilim tahrif edilerek kullanılmaktadır.

BUGÜN KÜRTLERE YAPILABİLECEK EN YARARLI HİZMET MASALLAR YERİNE GERÇEĞİ AYDINLATARAK ONLARI DOĞRU OLARAK BİLGİLENDİRMEKTEDiR.

Bugünkü Kürt kimliğini ırki unsurların, köken birliğinin değil kültür ve inanç hamurunun belirlediğini inkar yarının Kürt toplumunu tanımlamada en büyük engeli oluşturacaktır.

Kürtlerin her türlü istilanın etkisi dışında öz benliklerini dağların yüksek tepelerine çekilerek 5000 yıldır korudukları efsanesi(!) mevcut antropolojik, tarihi ve dil bilimsel veriler karşısında tutarsız ve duygusallığı aşmayan temelsiz bir savdır.

Çağımızda toplumsal ya da ulusal kimliği tanımlamak için geçerli ve yeterli ölçütler artık efsanelere değil bilime ve kültürel değerlere dayanmaktadır. Hatta bunun da ötesinde ferdin tercihini kabullenmektedir.
 
 
 

Top of Section :


 

........................................................................................

 
 

 
 
 
 

5. Kürtlerin Türklügü Tezi
 
 

Kürtlerin Türklüğünü savunan tez temelde İskitlerin Türk olduğu ve Kürtlerin; İskitlerin Kafkasya'nın kuzeyinden gelip doğu Anadolu ve Van'ın bir bölümünü işgallerinden sonra ortaya çıktığı görüşüne dayanmaktadır. Bu tezi ilk ortaya atan Kürtlerin Türklüğü adlı eserinde Prof. F.Kırzıoğlu olmuştur.

Kırzıoğlu adı geçen eserin girişinde "...Kürtlerin İranlı kökenden geldiğini gösteren bir bilgi yoktur. "Hint-Avrupa" kavimlerinin hiç birisinde, tarih boyunca 'Kürt' veya buna benzer bir adla tanınan ulus, oy veya oymak yaşamadığı gibi bugün' de yoktur. Böyle iken, Türklüğün beşiği Ortaasya'nın kuzey kesimindeki yukarı Yenisey boyundan Orta-Tuna'daki Macaristan'a değin uzayan Türk-Oğuz bölgeleri ile atlı göçebe Türk urukları arasında "Kürt" ve "Kürdak" adını taşıyan anadili Türkçe topluluklar yaşayagelmiştir. Bunun gibi, Türkeli (Türkistan) ülkesini ikiye ayıran Tanrıdağlar (Tienşan)dan Fırat'a değin bölgelerdeki İran’a komşu bulunan 'Kürt' adlı kavimler de, tarihte tanındıkları çağdan beri Sakalı (İskit) Oğuz, Türkman soyundan ve onların kalıntıları bilinmiştir" demektedir.

Bu savın değerlendirmesine geçmeden önce Kürtlerin Türklüğü tezinin tarih , sosyal, kültür, dilbilim alanlarında uzman Dr.Mahmut Rışvanoğlu, Prof. B.Öğel, Prof.H.D.Yıldız, Prof.M.Eröz Prof.B.Kodaman Prof.A.M.Çay, Prof.T.Gülensoy, N.Sevgen, M.Şerif Fırat, E.Yavuz, Şükrü Seferoğlu, Ord.Prof.H.Velidi Togan, Prof.Aydın Taner.Hayri Başbuğ gibi daha bir çok araştırmacının katkılarıyla geliştirildiğini belirtmek gerekir.

Prof. Kırzıoğlu Kürtlerin Türklüğünü Türk olarak tanımladığı İskitlere dayandırırken diğer yandan bir çok kavmin menşeine ait belgelere dayanarak bazı tespitlerde bulunmuştur. Buna göre Kürtler bir çok yörede, bölgede Türklere bağlı tire, oymak, uruğ olarak yaşamışlardır. Ayrıca aslen Türk olan bir çok topluluk-Kakaçlar, Gürler, İğirmidörtler vs. tarih içinde zaman zaman 'Kürt' olarak anılmışlardır. Bir çok Türk bölgesinde Kürt coğrafyası olarak anılan yöreler mevcuttur.

Kırzıoğlu Kürtleri a)Yenisey/Sayan Altay b)Batı Türkistan/Afgan Horasan c) Dağıstan-Macar d)Kur-Aras/Aran ve ayrıca Dicle bölgesi itibariyle inceler.

Bir çok yerli ve yabancı kaynaklara dayanarak ve örnekleriyle bu bölgelerde Kürt ve Türklerin içiçe, yanyana yaşadıklarını kanıtlar.

Kürtlerin Türklüğünü savunan diğer araştırmacılar ise dil bölümünde özetlediğimiz Oğuz dilinin Kürtçe’ye olan ciddi etkilerini ortaya koyarlar Ve de özellikle "folklor ve kültür" birliğini belgeleyen değerli incelemeler sunarlar. Aynı araştırmacılar bugün sözde Türkiye Kürdistanı olarak bilinen bölgedeki yüzlerce yerleşim biriminin adlarının Türkçe ve sakinlerinin Türk olduğuna dikkat çekerler ve pek çok Kürt bilinen aşiretin aslen Türk olduklarını kanıtlarlar.

Kürt'leri Türklüğe bağlayan tez Batıda yeterince değerlendirilmemiştir. Bunun nedenleri arasında bu tezin geç geliştirilmesinin yanı sıra; bu konudaki araştırmaların Batı dillerine çevrilmemiş olması ve de Batılıların Türkler konusundaki ön-yargıları ve bazı Batılı araştırmacının yanlı tutumları, bazılarının ise mensup olduğu devletin çıkarlarına uygun kanıtlar "yaratmak" çabalarını bilimsellikle örtme ve gerçekleri gizleme gayretleridir; Türk araştırmacıların bu konudaki pasiflikleri ve maddi engeller de nedenler arasındadır. Ayrıca devletin de konuya gereken önemi vermediği gerçektir.

Kürtlerin Türklüğü tezi iki temel konudaki katkıları yönünden önemlidir.

Bu katkıların; Türk-Kürt kardeşliğini, barışı, birarada mutlu yaşamı içten destekleyen herkesçe "önyargısız" olarak çok iyi değerlendirilmesi gerekir.

Birincisi; Türk ve Kürt birlikteliğini çok geniş bir coğrafya için tartışmasız tarihi bir gerçek olarak ortaya koymasıdır.

İkincisi ise; bir çok araştırmacının araştırma alanlarını Kürtlerin çıkış merkezi olarak kabul ettikleri Zağros bölgesi ile sınırlamalarının, diğer bölgeleri ihmal etmelerinin konunun aydınlatılmasını kısıtlayan önemli bir eksiklik olduğunu ortaya koymasıdır.

Kürtlük sadece yoğun olduğu Zağros ve çevresinde değil yukarıda sayıldığı gibi Kafkasya, Afganistan-Horasan, Dağıstan, Yenisey, Arap, Altay, Macaristan gibi çok geniş bir sahada ya-yılmış bir unsurdur.

Bu bölgelerin özellikle Türklerin ve İskitlerin yaşadığı coğrafya olması ilginçtir.

Sonuç olarak belirtmek gerekirse; Kürtlerin kökenleriyle ilgili tezler çeşitli ve çelişkili olup hiçbiri genel bir kabul görmemiş, bilim adamlarının bu konuda ittifakı sağlanamamıştır.

Özetle Kürtlerin kökeni raporun başında bir çok araştırmacıya atfen belirttiğimiz gibi aydınlatılamamıştır.

YAYGIN KANI KÜRTLERİN HETEROJEN UNSURLAR-DAN OLUŞAN ÇOK KARIŞIK BİR TOPLUM OLDUKLARIDIR.

"BUGÜNKÜ" ORTADOĞU KÜRT TABAKASINI OLUŞTURAN TOPLULUK ÖZELLİKLE DİL UNSURU VE MANEVİ DEĞERLER BAĞLAMINDA VE BİR ÖLÇÜDE ANTRAPOLOJİK TİP ORTALAMASIYLA VE TARİHİ VERİLER DEĞERLENDİRİLDİĞİNDE TÜRKLÜK, İRANLILIK VE KISMEN ARAPLIĞIN KAYNAŞMASININ AĞIR BASTIĞI BİR SENTEZİ TEMSİL ETMEKTEDİR.

Bu gerçek hiçbir şekilde özgün Kürt kimliğinin inkarı anlamına gelmez. Etnik kimlik; ortak değerler, inançlar kümesi, kültür ortak bir toplumsal benliğin etrafında bütünleşmektir. Bir toplum ya da ulus olarak kendi içinde dokunmuş özgün farklılıktır. Özel olma durumudur. Bir kimlik bilincidir.

Kürtlerin kökenlerini aydınlatmak yolundaki yoğun gayretlere, sayısız araştırmaya rağmen başarı sağlanamamış olması bazı bilim adamlarını bu konuda farklı bir yoruma sevk etmiştir. Bu görüşe göre; Kürtler hareketli bir geçiş bölgesinde sürekli değişime tabi bir toplumsal oluşumdur. Dolayısıyla Kürt'lük ırki herhangi bir kökene dayanmayan, değişik zamanlarda çok farklı kavimlerin süreklilik gösteren kaynaşmalarının sonucu gelişen bir kültürün belirlediği heteradoks bir unsurdur.
 
 
 


 

........................................................................................

 
 

 
 
 
 

Ermeniler ve Kürtler
 
 

Türkiye'nin bölünmesinden çıkar uman maksatlı çevreler Kürtlerle Ermenileri soydaş gösterme gayreti içinde olmuşlardır. Bazı Kürt köylerindeki, göçüp giden ve kaçmak zorunda kalan Ermenilere ait eserleri bu soydaşlığın delilleri olarak gösteren ve cahil halkı kandırmaya çalışanlar dış güçlerdir.

Ermenilerle Kürtlerin kaynaşmasını tarih içinde engelleyen en büyük etken din farklılığı olmuştur. Kürtler İslam dinini Türklerden yaklaşık 300 yıl önce kabul etmişlerdir. (645) Müslüman hiçbir toplum Hristiyan toplumla kaynaşmamıştır. Koyu bir Sünni mezhebi alanı şafiliği benimsemiş olan Kürtler Hristiyan Ermenilere ne kız vermişler ne de onlardan kız almışlardır. Din farklılığı her zaman farklı gurupların karışmasını engelleyen en güçlü etmen olmuştur.

Ayrıca, etnik oluşumu açıklayan önemli göstergelerden biri de dildir. Kürtçe'de binlerce Türkçe Farsça, Arapça kelime mevcutken Ermenice kelime sayısı hiç yok denecek kadar azdır.

Kaldı ki, tarihi kaynaklar Kürt Ermeni düşmanlığının, iki toplum arasındaki uçurumun belgeleriyle doludur. Önde gelen Ermeni tarihçileri dahi Ermenilerin Kürtlerden çok çektiklerini belirtirler.

Kürt Ulusal Hareketleri ve 15. yy'dan Günümüze Ermeni Kürt ilişkileri adlı kitabın yazarı Garo Sasuni gibi bir Ermeni milliyetçisi istemese de Kürtlerin ve Ermenilerin hiç bir zaman kaynaşmadıklarım ifade etmek zorunda kalmıştır.

O bile 16 asırda Ermeni Kürt İlişkilerinin anlatırken "Ermeni ulusu Osmanlı ve Kürt iki ateş arasında kalmıştı" ifadesiyle iki grubun ne denli çatıştığını kanıtlanmaktadır. Bir seyyah ise gözlemlerinde "Kürtlerin yüzyıllar süren bu hakimiyeti Ermeniler ve Kürtler arasındaki uçurumu yavaş yavaş derinleştirecek ..." gibi toplumsal kaynaşma bir yana, karşıtlığı tanımlayan ifadeler kullanmıştır. 1847 Bedirhan bey liderliğinde gelişen Kürt isyanında Ermeniler Osmanlının yanında yer almışlar, Vaspurakan Ermenileri Cezire'de Bedirhan'ı sıkıştırıp isyanın bitmesini sağlamışlardır. Bu isyan öncesi Kürtleri Osmanlı'ya şikayet eden Ermeni Patriark Matteas şöyle yazıyordu "Van bölgesinin ahalisi, artık Kürtlerin (Marların) sebep oldukları eziyetlere dayanamayacaklarına kanaat getirerek kitle halinde Rusya'ya göç etmeğe karar vermişlerdir." (s.74) 1915 olaylarında Ermenileri en çok bunaltanlar Kürtler olmuştur.

Kürtler, bütün Osmanlı dönemi boyunca Ermenileri dışlamışlar ve hatta ezmişlerdir.

Antropolojik olarak Doğuda Kürt, Türk, Arap tip benzerdir. Ancak Ermeni tip yabancıdır. Kürtçe’de Ermenice izi yoktur. Müslüman Kürtler Hristiyan Ermenilerle hiç bir şekilde kaynaşmamışlar ve tarih boyunca çatışmışlardır.
 
 


 

........................................................................................

YOU ARE HERE: This section is "2- Roots of Kurds"
HOME  İLK SAYFA 
FAQ - PKK Index  (ENGLISH  ONLY) PKK      (Soru-Cevap Dizini) 
Turks and Kurds     (ENGLISH  ONLY) Türk-Kürt konusuna genel bakış
Ministry  of  Foreign  Affairs  Links Dısişleri  Bakanlığı  ilişkili  sayfalar
Greek ( Hellas )  Support for Terrorism Teröre Yunan Desteği
 * Ethnicities in Turkiye  - INDEX *  * Türkiye'nin Etnik Yapısı- indeks *
1- Ethnicity:    Introduction 1- Etniklik:   Giriş 
2- Roots of Kurds  2- Kürtlerin kökeni 
3- Roots of Turks  3- Türklerin Kökeni 
4- The Alloying of Turks & Kurds 4- Türk-KürtKaynaşması 
              LINKS              iliskili  sayfalar

 


FastCounter by LinkExchange
Healthy Lifestyles | Flash Poker | Wedding Invitations | Faux Woodblinds | Team Building Camps and Seminars